EKONOMİ-POLİTİKATARİH

HDP’ye (ve Selahattin Demirtaş’a ve Emek ve Özgürlük İttifakı’na) Acil ve Açık Bir Mektup_ Demir KÜÇÜKAYDIN_ 09 Ocak 2023_ demirden-kapilar.blogspot.com

HDP’ye (ve Selahattin Demirtaş’a ve Emek ve Özgürlük İttifakı’na) Acil ve Açık Bir Mektup

Demir KÜÇÜKAYDIN

09 Ocak 2023

https://demirden-kapilar.blogspot.com/2023/01/hdpye-ve-selahattin-demirtasa-ve-emek.html

 Önce seçimlerin şu iki özelliğini iyice ve doğru olarak bellemek gerekiyor:

Yaklaşan seçim hukuken ve usulen Parlamento ve Başkanlık seçimleri olsa da politik ve stratejik olarak, gerçek anlamıyla Başkanlık Seçimi’dir.

(Başkanlık rejimini değiştirme arzuları seçimlerin bu karakterini değiştirmeyeceği gibi onu ayrıca ele alınması gereken, örneğin seçilecek başkanın kendi yetkilerini kendi yetkilerine karşı kullanması gerektiği gibi, bir sürü paradoksla karşı karşıya bırakır ve aslında çok zor ve karmaşık sorunları gündeme getirir.)

Neden böyledir?

Çünkü, örneğin bir varsayım olarak, muhalefet parlamentoda çoğunluğu alsa bile, Başkanlık Erdoğan’da kaldığı sürece bu parlamenter çoğunluğun hiçbir anlamı olmayacak, bu çoğunluk gerçek bir güçten yoksun olacaktır.

Ama tersi durumda, muhalefetin adayı başkan seçildiği, yani Erdoğan yenildiği takdirde, muhalefet Meclis’te azınlıkta kalsa veya bölünmüş olsa bile, gerçek güç ve uygulama yeteneği Erdoğan’da değil, Erdoğan karşısında çoğunluğun oyunu almış olan muhalefetin adayında ve dolayısıyla muhalefette olacaktır.

O halde tekrar edelim ve sorunun özünü sadeleştirip öyle formüle edelim: bu seçim her şeyden önce başkanlık seçimidir.

Bu gerçeği, özellikle HDP’nin bıkmadan vurgulaması, tüm stratejisini ve taktiklerini bu gerçeğe göre yapması gerekir. Bu da yetmez, duruşu ve vurgularıyla halkın ve “Altılı Masa”nın da bu özü kavramasını sağlaması gerekir.

Ancak gerek HDP gerek “Altılı Masa” bu gerçeği görmek istememekte, sanki ortadaki olağan bir parlamento seçimiymiş gibi davranmakta ve arabayı atın önüne koymaktadır.

Bu seçim diğer seçimler gibi bir seçim, “bu sefer olmazsa gelecek sefere” diye düşünülecek olağan bir seçim değildir. Yenilgi, başka muhaberelerin kazanılmasıyla telafi edilebilecek, bir Muharebenin kaybı değil, bir Savaşın yitirilmesi, dolayısıyla bir Bozgun anlamına gelecektir. Bu nedenle muhakkak kazanılması gereken bir seçimidir. Yenilgi = Bozgun’dur.

Erdoğan’ın kazanması halinde, sadece Erdoğan’ın demokrasi, adalet ve hukuk düşmanı, emperyaller hayaller peşinde koşan keyfi, baskı, zorbalık sistemi tamamen yerleşip stabilize olmayacaktır, başta HDP ve Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere, bu büyük hareketin nişinde varolma ve soluk alma fırsatı bulabilen tüm demokratik muhalefet, hatta sadece demokratik muhalefet değil, diğer tüm muhalefet partileri de, bu olağanüstü elverişli koşullarda alınan yenilgi sonucunun altında kalarak çökecektir.

Her şeyden önce yenilgi korkunç bir moral bozukluğu, özele çekilme, mücadele azminin tükenmesi gibi doğrudan sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Ancak burada kalmayacaktır. Tüm muhalefet partileri arasında ve içinde yenilginin suçlusunu bulma ve değiştirme mücadelelerine, halkın da bütün muhalefet partilerinden umudunu kesip yüz çevirmesine yol açacaktır.

(Uzun vadede bu hayırlı da olabilir. Ama yeniden bir hareketin doğması uzun zaman ve bir kuşak değişimi gerektirir. Bütün bu zamanda da Erdoğan ve müttefiklerinin elleri serbest olduğundan istediklerini yapacaklardır. Böylece dikensiz bir gül bahçesinde sistemini stabilize ettikten sonra da kalanları da teslim almak ve rızayı genişletmek için daha esnek tavırlar bile koyabilecektir.

Dolayısıyla yeniden bir demokratik hareketin doğması ve şekillenmesi belki onlarca yıl gerektirecektir.

O halde bu seçimi kazanmak ve Erdoğan’ı oradan uzaklaştırmak bir hayat memat meselesidir.

Bu seçim, seçimlerden bir seçim, “bu sefer olmadı gelecek seçimde olabilir” seçimi değildir.

HDP seçimin bu özgül niteliğini bıkmadan vurgulamalı, tüm strateji ve taktiklerini bu gerçeğe göre şekillendirmelidir. Bu da yetmez, duruşu ve vurgularıyla halkın ve “Altılı Masa”nın da bu özü kavramasını sağlaması gerekir.

Muhalefet bu seçimin bu özgül niteliğini kavramış değildir ve böyle bir kavrayışa göre davranmamaktadır.

Tam da bu özgül niteliğini kavramadığı için, sanki normal bir seçim varmış gibi, ilkelerle, bilmem kaç maddelik hiç kimsenin okumayacağı ve fiilen hiçbir işe yaramayacak metinlerle topu taca atmakta, arabayı atın önüne koşmakta veya doğmamış çocuğa don biçmektedir.

(“Altılı Masa” için bunun anlaşılır bir yanı da vardır. Onların derdi demokrasi değil, devlettir. Dolayısıyla onlar için bu seçim öznel ve nesnel olarak seçimlerden bir seçimdir de. Onlar yenilirse bir muharebeyi yitirmiş olacaklardır. Ama onlar için bir muharebeyi yitirmek olan yenilgi, bizler için bir savaşın yitirilmesi anlamına gelecektir. Ayrıca onlar ve özellikle de İyi Parti ve Ulusalcılar, tam da bunu bildikleri için, içten içe bir yenilgiyi de istemekte ve o yönde davranmaktadırlar ki böylece Kürt Özgürlük Hareketi ve demokratik muhalefet diye bir şey kalmasın.)

O halde demokratik muhalefet için, savaşı yitirmemenin, bir bozgunu engellemenin kendisi bir zafer anlamına gelecektir.

Bu seçimlerin bu özgül nitelikleri nedeniyle ve bugünün verili özgül koşullarında Erdoğan’ın yenilmesi hayati önemdedir.

Ortada bir yangın var. Bu yangını söndürecek su gerekiyor. Su kirli su mu, şehir suyu mu. Bunların önemi yok yeter ki su olsun ve yangının oksijenle ilişkisini kesip yangını söndürsün.

O halde bu acil durumda, Erdoğan karşısında başkan seçilecek olanın nitelikleri bile ikinci plandadırTek bir nitelik aranmalıdır: Erdoğan’ı yenecek bir desteği halkta bulması ve çoğunluğu sağlayabilmesi.

Çünkü Erdoğan’ın yenilmesi güç dengelerini değiştirmenin temel şartıdır.

Bizzat bu zaferin kendisi, psikolojik, politik, hukuki, idari sonuçlarıyla alt üst edici bir etkide bulunacaktır.

Gerek HDP, gerek “Altılı Masa” bu gerçeği, bu hayati sorunu kavramış değildir.

Hala “güçlendirilmiş parlamenter sistemi geri getirmekten”, Kürtlerin haklarının tanınmasından, demokratik reformlardan, kadınların ve başkalarının uğradığı ayrımcılık ve baskılardan, çevreden, pahalılıktan, işsizlikten ve saymakla bitmeyecek sorundan söz ediyorlar ama bu en temel ve en can alıcı sorundan söz etmiyorlar: Erdoğan’ın yenilmesinin olmazsa olmaz olduğu, her şeyin başı olduğu.

Sorunları alt alta sıralamanın bir anlamı yoktur ya da bir tek anlamı vardır: Can alıcı sorunu görmemek, yakalanması gereken, zinciri çekmeyi sağlayacak ana halkayı yakalayamamak veya tespit edememek.

Tekrar etmekten ve göze batırmak için en kaba biçimde de olsa ifade etmekten korkmayalım.

Günün Acil Görevi Nedir?

Günün acil görevi, yakalanacak ana halka Erdoğan’ı yenmek, Ergenekon Erdoğan ittifakının seçimle gelmişlik meşrutiyetini elinden almaktır.

Bu olmadan hiçbir şey olmaz.

Acil görev, yakalanacak ana halka “Parlamenter Sistemi geri getirmek” değildir.

Acil görev, yakalanacak ana halka “Kürt sorunu” değildir.

Bu Bu acil Acil görev, yakalanacak ana halka “kadınların hakları” değildir.

Acil görev, yakalanacak ana halka “işsizlik ve pahalılık” değildir.

Acil görev, yakalanacak ana halka “geçmişle yüzleşme” değildir.

Acil görev, yakalanacak ana halka “hayvan katliamları” değildir.

Acil görev, yakalanacak ana halka “hukuksuzluklar” değildir.

Bu sıra uzatılabilir, sorunlar ve dertler sıralamakla bitmez.

Bütün bu yazılanların ve yazılamayanların yapılabilmesi için Erdoğan Ergenekon ittifakının alaşağı edilmesi olmazsa olmazdır.

Bu başarılmadan herşey havanda su dövmek, suya yazı yazmaktır.

*

Sadece Erdoğan’a karşı kazanılacak zaferin kendisi bile en büyük kazanım olacaktır. Çünkü böylece muhalefet ve demokratlar tekrar kendilerine güven kazanacaklar, insanlar tekrar moral bulacaklardır. Demokrasi ve daha ileri haklar için mücadele edebilmeye güç bulacaklardır.

Erdoğan’ın kazanması, korkunç bir yenilgi ve moral çöküntüsü yaratmakla kalmayacak, bütün muhalif partilerin, bu elverişli koşullarda bile yenilgiye neden oldukları için, tamamen yok olmalarına, birbirleri arasında ve kendi içlerinde suçu birbirlerine atmalarına yol açacak, muhalefet uzun yıllar tekrar toparlanamayacak, böylece Erdoğan’a kendi egemenliğini stabilize edebilmesi için yeterince uzun bir zaman verecektir.

Elbette İyi Parti ve CHP açısından sorun böyle hayati değildir. Onlar nihayetinde bu devletin partileridirler. Dolayısıyla yenilgi, fiilen onların da sonu anlamına gelse bile, algılanışı ve sonuçları HDP’de ve demokratlarda olduğu gibi olmayacaktır.

Ama demokratik hareketin başlayabilmesi için muhtemelen yeni bir neslin ortaya çıkması gerekecektir.

Ve gelecek kuşaklar, bambaşka koşullarda bambaşka varsayımlara dayanarak, bugün yenilmiş olanları hatırlamak bile istemeyerek, onları suçlayarak ve hor görerek, dolayısıya onların derslerini bile küçümseyerek herşeye sıfırdan başlamak zorunda kalacaklardır.

O halde:

Bu son seçimdir.

Ve bir atımlık barut vardır.

Hiçbir şekilde karavana atmaya gelmez.

*

 

Seçimlerin bu özgül karakteri ve özgül durum, HDP’ye çok özel görevler yüklemektedir. Çünkü Erdoğan’ın kazanması HDP’nin dolayısıyla Kürt Özgürlük Hareketinin ve ne kadar varsa o kadar tüm demokratik muhalefetin savaşı kaybetmesi ve bir bozgun anlamına geleceğinden, HDP “Altılı Masa” ve dolayısıyla bütün muhalefetin yenilgisini engellemek zorundadır.

HDP bu muhalefete rağmen muhalefetin zaferini sağlamak zorundadır.

Çünkü muhalefetin yenilgisi, dolayısıyla başkanlık seçiminin yitirilmesi, onlardan çok HDP için sonuçları korkunç bir yenilgi olacaktır.

Dolayısıyla HDP’nin diğer partilerle pazarlık yapma gibi eski paradigma ve alışkanlıklarını bir kenara bırakarak, muhalefetin ve “Altılı Masa”nın dar görüşlülüklerini, aptallıklarını, iç rekabetlerini, ihtiraslarını engellemek, bunların yolunu tıkamak, tüm muhalefete ve “Altılı Masa”ya yol gösterici olmak zorundadır.

Daha somut yazalım.
HDP Altılı Masa’nın kendisini tanımasını veya muhatap almasını beklemek, onları buna zorlamak, onlarla pazarlık yapmak gibi klasik konum ve tutumlarını terk etmelidir.

HDP, “Altılı Masa”nın, dolayısıyla kendisinin, yenilgisini engellemek için inisiyatif göstermek, öyle önerilerle gelmek ki, onları yenilgiye yol açacak tutum ve politikalarını terk etmek zorunda bırakmalıdır.

Yani Erdoğan’ı yenmek için, HDP’nin yapması gereken, “Altılı Masa”nın içindeki dar görüşlülükler, parti çıkarını öne almalar, rekabetler veya ihtiraslardan ortaya çıkacak hataları (anti demokratik ve devletçi özelliklerini anmak bile gereksiz, bu temel veridir zaten) ön alıcı (Preventiv) hamlelerle engellemek, onların bilinçli ya da bilinçsiz hata yapmasına imkan vermemek onları hata yapmamaya mecbur bırakmaktır.

HDP bunu yapmadığı takdirde, sorunlara böyle yaklaşmadığı takdirde, Erdoğan karşısındaki yenilginin gerçek müsebbibi olacaktır.

Çünkü bunu yapabilecek, yenilgiyi engelleyebilecek tek güç HDP’dir.

Çünkü gerek gücü, gerek demokratik özlemleri olan dayandığı kitle, gerek programı ve iyi kötü ideolojisie bunu yapmasını mümkün ve gerekli kılmaktadır. Ve bunu yapabilecek biricik güçtür.

Ama bunun için temel bir koşul var. Öncelikle HDP’nin bu seçimin özgül niteliğini kavraması.

*

Ne var ki HDP yanlışlar yapmak bakımından hem ana halkayı yakalamakta, hem taktiklerde “Altılı Masa” ile yarışmaktadır

HDP, hala Kürt sorununun çözümünden, demokratik dönüşümlerden, kadın ve çevre sorunlarının hallinden vs. söz etmektedir. (Bakınız Meral Danış Beştaş’ın sözleri)

HDP, günümüzde izlenmesi gereken taktik, yakalanacak ana halka nedir sorusunu sormamakta ve tartışmamaktadır ki doğru bir cevap verebilsin.

Bu sorunun bir tek cevabı vardır: Erdoğan’ın yenilmesi.

Erdoğan’ı yenmenin kendisi yakalanacak ana halkadır.

Diğer tüm sorunlar ve görevler buna tabi olmalıdır.

Sorun böyle koyulunca, yapılması gereken şudur:

Erdoğan’ı kim yenebilirse, kimin yenmesi en büyük garanti sağlıyorsa onu aday gösterilmesini sağlamak, Altılı Masa’yı buna mecbur kılmak ve o gösterilecek adayı desteklemek.

Bu durumda daha somut konuşursak, Şu an İmamoğlu’nun başındaki demoklesin kılıcından sonra, Erdoğan karşısında kazanması garanti tek bir aday kalmış bulunuyor: Mansur Yavaş.

Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi, Erdoğan’ı yenme acil göreviyle uyuşmamaktadır. Kazanamaz ve çok da risklidir. Bir tek atımlık barut varken bu risk göze alınamaz.

Altılı Masa’da Mansur Yavaş’ı hem CHP ve Kılıçdaroğlu hem de Akşener Erdoğan karşısında aday olarak istememektedir.

Mansur Yavaş da kendisi CHP’yi ve Kılıçdaroğlu’nu çiğneyerek adaylığını ortaya koyamaz.

Akşener ister gibi yapmaktadır ama aslında istememektedir.

Sonunda Kılıçdaroğlu aday olacaktır, Kılıçdaroğlu aday olunca da Buna Akşener direnecek ve çok adayla girilecektir. Bu sefer İyi Parti’den de Akşener aday olacaktır.

Böylece korkunç bir yenilginin taşları döşenecektir.

Bu durumda Erdoğan, Akşener’in ilk turdan çıkmasını sağlamak için, sürekli ona saldırarak onu gündemde tutarak, Kılıçdaroğlu’nun hiçbir şekilde muhatap bile almayarak, hem Akşener’in oyunu ve popülaritesini yükseltecek, hem de el altından örneğin MHP’lilerin ve bazı AKP’lilerin Akşener’in ilk turu geçmesi için onu desteklemelerini sağlayacaktır.

İkinci tura Akşener kalınca da, HDP ve demokratlar Akşener mi ve Erdoğan mı açmazı karşısında özellikle Kürtler ve HDP ya çekimser kalacak, oy kullanmayacak ya da aşağı tükürse sakal yukarı tükürse bıyık durumunda her iki tarafa da oyları dağılacaktır. Erdoğan Başkan olur çünkü her zaman Kürtlerden daha düşük destek alacaktır. Akşener de başbakan.

Böylece HDP Kürt sorunu diye eski ezberleri tekrarlayıp “Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan” olacaktır.

Bu senaryo sonunda Erdoğan MHP yükünden kurtulmuş, İyi Parti ve Akşener ile daha uygun ve kamuoyunda kabul görebilecek bir koalisyon ortağı bulmuş ve de Akşener dediği gibi Başbakan olmuş olur.

Bu en iyi versiyon. Daha kötüleri de var.

Ama böyle bir senaryo, bugün var olduğu biçimiyle HDP’nin ve Kürt hareketinin sonu olur. Tabii bu hareketin sağladığı nişte var olabilen cılız demokratik hareketin de.

*

HDP derhal, Mansur Yavaş’a olan rezervini ortadan kaldırıp, en önemli sorunun Erdoğan’ı yenmek olduğunu söyleyip, bunun için de en uygun ve garantili adayın Mansur Yavaş olduğunu, “Altılı Masa” aday gösterirse ilk turda destekleyebileceğini açıktan bildirmelidir. HDP’yi ve “Altılı Masa”yı yenilgiden ancak böyle bir hamle kurtarabilir.

Önce de belirttiğimiz gibi, HDP’nin görevi “Altılı Masa”ya rağmen “Altılı Masa”nın yenilmesini engellemektir.
HDP ancak böyle bir hamleyle Kılıçdaroğlu’nun yenilgiyle sonuçlanacak ihtiraslarını ve Akşener’in lanetli planlarının akim kalmasını sağlar ve muhalefetin yenilgisine yol açacak hatalar yapmalarını engelleyebilir.

HDP böyle bir açıklama yaptığında ne Kılıçdaroğlu ne de Akşener artık bir engelleme yapamazlar.

Akşener ve Kılıçdaroğlu böyle bir açıklamadan sonra bir engelleme yaptıkları, örneğin bu öneriyi görmedikleri takdirde, örneğin Kılıçdaroğlu aday olmakta ısrar ederse veya Akşener çoklu adayla girelim derse kendi sonlarını getirmiş olurlar. HDP böylece onları Erdoğan karşısında bir zafer kazanma zorunda bırakır, onları köşeye sıkıştırmış olur.

Öte yandar HDP’nin böyle bir hamlesi, bütün halk muhalefetinin HDP’nin önerisi etrafında toplanmasına yol açar, HDP’nin tecridi son bulur.

Hatta bir yan ürün olarak, bu artan kitle desteği, “Altılı Masa”yı, HDP’yi “Altılı Masa”ya davet zorunda bile bırakır.

HDP hep “Türkiye Partisi” olmaktan söz ediyor, bunu bir amaç olarak benimsediğini ifade ediyor. “Türkiye Partisi” olmak böyle olur.

*

Peki HDP ne yapıyor?

HDP bir yandan Mansur Yavaş’ı kırmızı çizgi ilan ederek, çeşitli vesilelerle Kılıçdaroğlu’nu destekleyeceği sinyallerini vererek, Kılıçdaroğlu’na cesaret ve ihtiraslarına destek veriyor ve Altılı Masa’nın çok adaylı seçiminin ve yenilgisinin yolunu açıyor.

Bu da yetmiyormuş gibi, son olarak Pervin Buldan da ilk turda ayrı aday gösterileceğini açıktan söyleyerek, Altılı Masa’ya, nasıl olsa birinci turda çoğunluk yok, o halde çok adayla seçime girin demiş oluyor. Böylece çok adayla seçimde aday olma ve ikinci tura kalma hesabı yapan Akşener’in, açıktan söylemediği ama adım adım ördüğü projeye destek vermiş oluyor.

HDP bu iki beyanıyla (Mansur Yavaş’a veto, ayrı aday gösterme) intihar ediyor.

Sadece kendinin değil, tüm muhalefetin yenilgisine giden yolun taşlarını döşüyor.

*

Halbuki yukarıda açıkladığımız gibi bir politikayla ve hamleyle, birdenbire tüm muhalefetin önüne geçebilir, tıkanıklığı ve umutsuzluğu aşmayı sağlar ve gerçek bir Türkiye Partisi olup büyük bir seçim zaferi de kazanabilir.

Ama HDP’nin son günlerde peşpeşe yaptığı hamleler, sadece kendisinin yenilgisine değil, Altılı Masa’nın fiili dağılışına bile yol açabilir.

Açık ya da örtük Kılıçdaroğlu desteği, Kılıçdaroğlu’nun adaylıkta ısrarına bu da Akşener’in karşı çıkmasına, dolayısıyla çoklu adaya yani “Altılı Masa”nın fiili dağılışına yol açar.

Elbette, bu fiyaskoyu gizlemek tam bir moral bozukluğu ve çöküşü engellemek için görünüşte bir arada durabilirler. Tabii bu aynı zamanda zincirleme olarak Milletvekili seçimlerinde ayrıca büyük kayıplara da yol açacaktır.

HDP bu onların suçudur diyemez. Dediğimiz gibi, HDP sadece kendisinin değil, tüm muhalefetin de hata yapmasını engellemek zorundadır.

Bunun için de HDP’nin derhal bu intihar çizgisini terk etmesi gerekiyor.

HDP derhal, hiç kimsenin kırmızı çizgi olmadığını, tek kırmızı çizgisinin Erdoğan karşısında bir zaferi riske etmek veya olanaksız kılmak olduğunu söylemelidir.

HDP derhal, “Altılı Masa”, Erdoğan’ı yenebileceği garanti bir aday gösterdiği takdirde onu destekleyeceğini ilan etmelidir.

Bu da fiilen bugünkü verili durumda Mansur Yavaş’tır.

HDP derhal bu değişikliği yapmazsa, her şeyden önce kendisinin sonunu getirmiş olacaktır.

Ve sadece kendisinin değil, Türkiye’deki tüm demokratik muhalefetin de sonunu getirmiş olacaktır.

HDP taviz koparmak, Kürt sorununun tanınmasını sağlamak vs. için at pazarlığı yapmayı bırakmalı, Kılıçdaroğlu’nun, Akşener’in yanlış yapmasını ve yenilgiyi engellemelidir.

Ve bunu yapabilecek tek güç HDP’dir.

*

Eğer HDP’nin böyle bir dönüş yapması zor ise, bunun için bir çıkış yolu da bulunmaktadır.

Bu muhalefetin adayını halkın seçmesidir.

Burada şöyle diyenler olacaktır: “Seçimlerde zaten halk seçmeyecek mi?

Hayır, seçimlerde başkan seçilecek, muhalefetin başkan adayı değil.

Ama önerimiz olan bu seçim başka seçim, bu yol başka bir yoldur.

Çoğunluğu bulma değil, halkın üzerinde en büyük kabul gösterdiği kişiyi bulma seçimidir. Yani en az reddedileni bulma seçimidir.

Kısaca açıklayalım.

*

Bugün bütün dünyada seçimler baştan yanlış varsayımlar üzerinden yapılmaktadır. Bu yönteme oylarla yapılan bir savaş diyebiliriz. Çoğunluğu kazanan hepsini alır.

Savaş olunca da savaşın kendi yasaları devreye girer: bütün savaş hileleri, kutuplaştırma, karşı tarafı bölme, seçim bölgelerini farklı tanımlama, barajlar koyma vs. gibi akla gelen gelmeyen bütün herşey yapılır.

İşin ilginci sonuçta, tarafsızlar, azınlıkta kalanlar, oy vermeyenler, çekimserler vs.’nin oyları hesaplanmadığı için aslında azınlıklar çoğunluğu sağlamış muamelesi görürler hukuken.

Yani Evet-Hayır’a ve çoğunluğu kazanmaya dayanan yaygın ve biricik sistem kendi zıttına döner ve azınlığa çoğunluk payesi ve yetkileri vermekle sonuçlanır. Demokrasinin bütün dünyadaki krizi, bu yöntemin temel varsayımları ve yanlışlığı ile ilgilidir ama bu sorun klasik Aydınlanma dönemi hariç hiçbir şekilde gündeme gelmemektedir. (Sadece Almanya’da seksenlerde Pershing füzeleri ve barış hareketi vesilesiyle bu çoğunluk sisteminin sorgulanmasına cesaret edilmiş ve yine de çoğunluğu kazanma mantığının kendisi esastan eleştirilmemişti.)

 

Aydınlanma ve Fransız devrimi döneminde, insanların birer oyla eşitliği sağlanarak eski Yunan ve Roma’dan gelen çoğunluk yöntemi belki bir ilerleme anlamına geliyordu. Farklı statüleri bulunan insanları eşit bir statüde birleştirmek ve yurttaşlara dönüştürmek için o zamanlar bu klasik yöntemin belli bir ilerleme olduğu söylenebilir.

Aydınlanma döneminde bile, birçok matematikçi, bu yöntemin kimi kusurları olduğunun farkındaydı ve bu kusurları azaltmaya yönelik öneriler yapmışlardı.

Ancak Aydınlanma ve Fransız Devrimi’ni izleyen milliyetçilik ve ulusal devletler karşı devrimi insanların eşitliği değil, devletlerin eşitliği paradigmasına dayandığından, demokrasi ve eşitliği ikinci plana atıp, ulusun çıkarını öne çıkaran eğilimler bırakalım evet ve hayıra dayanan çoğunluk sisteminin dayandığı varsayımları sorgulamayı, az çok demokratik biçimleri bile unutturdu. Güçlü hükümet ve yürütme, güçlü çoğunluklar için en anti demokratik düzenlemeler yapıldı.

Ama artık demokratik hareketin bugünkü tekniğin sağladığı olanak ve zorunlulukları da göz önüne alarak, ortak karar alma yöntemi olarak çoğunluğu ve azınlığa evet ve hayıra dayanan bu yöntemi sorgulamak gerekiyor. Aşağıdaki öneri esas bu işleve yöneliktir ama aynı zamanda Türkiye’de yaklaşan seçimde aday sorununu da kolaylıkla çözebilir.

Çoğunluk sistemi öyle yanlış varsayımlara dayanmaktadır ki, bırakalım bir ülkeyi bir sıradan dernek bile kısa zamanda birbirine rakip hiziplerin savaşına, azınlıkların kutuplaşan taraflarda mevzilenmesine, kariyer hırslarına, kutuplaştırıcı tiplerin öne çıkmasına vs. yol açar.

Ancak bugün son derece gelişmiş, çoğunluğu değil çözümü bulmaya yönelik bir yöntem var. Biz buna OYDAŞMA diyoruz.

Aslında bütün seçimlerin bu yöntemle yapılması gerekir. Tüm demokratların bunu öğrenmesi ve her yerde savunması gerekir. Ne var ki henüz bilinmemektedir. Ama bu yöntem muhalefetin adayının belirlenmesinde kullanılabilir ve kullanılmalıdır.

Bu yöntemde adayların ya da karar tasarılarının hepsine tüm oy verenler belli bir skala üzerinden (örneğin üçlü, beşli ya da onlu bir skala olabilir) adaya karşı oluş derecesini bildiren bir puan verir. (Örneğin Çok karşıyım = 3 Puan, Karşıyım = 2 Puan, Az Karşıyım = 1 Puan, Karşı Değilim = 0 Puan gibi.)

Bu puanlamayı herkes her aday ya da karar tasarısı için yapar.

Bu yöntemde amaç çoğunluğu bulmak değildir, en az karşı olunanı, en az ret puanı alanı bulmaktır.

En az karşı olma puanı alan, en az dirençle karşılaşan kişidir. Böylece ortak uzlaşma noktası bizzat seçim yöntemiyle bile bulunmuş olur.

Çoğunluk yönteminde ise, insanlar önce kutuplaştırılır, insanlar hiç istemedikleri adayları desteklemeye zorlanır, sonra da demokrasi uzlaşma rejimidir denerek, bu kutuplaştırılanların, birbiriyle savaşa sürülenlerin uzlaşması istenir. Ve bu ikişerin niyetine bırakılır.

Bu yöntemde bizzat yöntemin kendisi bu uzlaşmayı sağlamaktadır. Karar alma yönteminin kendisi bizzat nicel olarak ve ölçülebilir biçimde seçimin kendisinde bu uzlaşma noktasını bulmaktadır. Bu nedenle oylamadan farkını vurgulamak için buna oydaşma diyoruz.

Aslında demokratların bir görevi de bütün seçimlere bu yöntemle yapılmasını önermek ve savunmak olmalıdır.

Örneğin bu yöntemle yapılacak bir Cumhurbaşkanlığı seçimini düşünün.

Klasik ve şimdiki yöntemde çoğunluğu sağlamak için az ve mümkünse iki aday gerekir. Oydaşma’da ise ne kadar çok aday olursa o kadar hassas ve dakik bir seçim yapma olanağı olur.

Şimdiki yöntemde, insanların çoğu karşı taraf seçilmesin diye yine hiç de kendi görüşlerine uygun olmayan adaya oy vermek zorunda kalırlar. Oydaşma’da ise böyle bir sorun yoktur. Tüm alternatiflere kendi karşı çıkış derecesini yazar. Sevmediğini desteklemek zorunda değildir.

Özetle bu yöntem çoğunluğu değil, çözümü, en az karşı çıkılanı, dolayısıyla çözümü bulmaya yöneliktir.

Bu yöntemde kutuplaştırıcılar değil, aksine çok farklı görüşlerden bile destek, yani en az ret puanı, alanların kazanma şansı olacağından tamamen farklı bir atmosfer olacaktır. Oydaşma yöntemiyle yapılacak bir seçimde kutuplaştırıcı Erdoğan’ın seçilme şansı sıfırdır. Aksine en az ret puanı alanların seçilme şansı vardır.

Burada keselim. Bu ayrı bir konu. Bu yöntemden söz etmemizin nedeni, muhalefetin kimi aday göstereceği sorununa bir cevap bulmak için çok elverişli ve güçlü bir araç olması dolayısıyladır.

Elbet bu yöntemle başkanlık seçimi yapılmayacaktır. Ama bu yöntemle başkanlık seçimi yapılacakmış gibi muhalefetin adayı belirlenebilir.

Anket tekniklerinin gelişmişliği ve seçimlerin sonuçlarını artı eksi yüzde bir veya iki puan gibi tahmin edilebilmeleri göz önüne alınarak bu yöntemle seçim yapılmış olsa kimin seçileceği bulunabilir.

Bu çıkan kişi muhalefetin adayı olur. Yani toplumun en az reddettiği, dolayısıyla en geniş kabul gören kişi aday olarak belirlenir.

Bu anket için adı geçen bütün adaylar ve parti liderleri de listeye konur. Böylece her adaya halkın ne kadar karşı olduğu da daha iyi görülür. Ayrıca Erdoğan’a ne kadar çok büyük bir direnç olduğunu göstereceği için muhalefete büyük bir haklılık ve üstünlük sağlar. Çünkü muhalefet halkın en az karşı çıktığı, üzerinde en geniş mutabakat oluşturduğu kişiyi başkan adayı olarak belirlemiş olacaktır.

Somutlarsak, Erdoğan dahil bütün adı aday olarak geçenlerin bulunduğu bir liste yapılır ve güvenilir birkaç anket şirketinin oydaşma yöntemiyle anket yaparak sonucu bulmaları sağlanabilir. En az ret puanı alanların hepsinde aynı kişi çıkması gerekir normal koşullarda. Bu kişi de Muhalefetin adayı olur.

HDP içinde bulunduğu zor durumdan ve yanlış hamlelerden bu yöntemi önererek kurtulabilir.

HDP bu yöntemi açıktan Altılı Masa’ya ve halka önermeli ve en az reddedilen kişi kim çıkarsa çıksın onu destekleyeceğini ilan etmelidir.

Altılı Masa bu öneriyi duymazdan gelebilir. Çünkü bu yöntemle muhtemelen Mansur Yavaş en az reddedilen çıkabilir. Halbuki CHP-Kılıçdaroğlu ve İyi Parti-Akşener için bu hesaplarına uyan bir yöntem değildir.

Bu durumda HDP kendisi Altılı Masa duymazdan geliyor diyerek kendisi güvenilir birkaç anket şirketine bu tarz bir araştırma yaptırır, çıkanı Altılı Masa’ya aday olarak önerir.

Böylece Erdoğan’ı yenecek adayı bizzat halk belirlediğinden birçok sorun hallolacağı gibi, aday da Erdoğan karşısında daha rahat hareket edebilir. Çünkü adayın Halkın onayıyla belirlenmesi onun Erdoğan’ın saldırıları karşısında güçlü bir konumda bulunmasını da sağlayacaktır. Böyle bir konum da bizzat seçimi kazanmak için önemlidir.

Kaldı ki aslında kendisi fiilen OYDAŞMA yöntemiyle yapılsa başkan seçilecek, toplumun kendisine en az karşı oy verdiği, dolayısıyla en geniş ölçüde uzlaştığı insan olduğundan, baştan galip olarak Erdoğan’ın karşısına çıkmış olacaktır.

Böylece HDP, hem kendini hem de muhalefeti yenilgiden kurtarabilir.

Aksi takdirde kendinin sonunu hazırlıyor.

Demir Küçükaydın

9 Ocak 2023 Pazartesi

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir