EĞİTİM

Açmadan Solan “21 Cumhuriyet Kalesi”:Köy Enstitüleri_ Hilmi TAŞKIN_ Cumhuriyet Gazetesi_ 17 Nisan 2021 Cumartesi

Açmadan Solan “21 Cumhuriyet Kalesi”- Köy Enstitüleri

Hilmi TAŞKIN

Cumhuriyet Gazetesi, 17 Nisan 2021 Cumartesi

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/olaylar-ve-gorusler/acmadan-solan-21-cumhuriyet-kalesi-hilmi-taskin-1828773

Köy Enstitüleri denilince aklıma, Hasan Ali Yücel’in “Anadolu bozkırında açmadan solan çiçek bırakmayacağız” sözü gelmektedir. Sonra da ‘Anadolu bozkırına’ özenle serpiştirilmiş 21 aydınlanma kalesi gelmektedir. O çiçeklerin solmaması için mücadele eden 21 cumhuriyet kalesi!

81 yıl sonra Köy Enstitüleri yine gündem oluşturuyorsa, durup düşünmek gerekir. Neden kuruldular? Neden kapatıldılar? Bu sorulara akıl ve mantıkla nesnel yanıt aramak gerekir.

Genç cumhuriyet kurulmuş, aydınlanma devrimleri başlamış, ancak o devrimleri özümseyecek, cumhuriyetin felsefesine sahip çıkacak insan yok denecek kadar çok azdı!

Zor iştir, Mustafa Kemal Atatürk’ün giriştiği cumhuriyet ve aydınlanma devrimleri mücadelesi…

40 bin köy var. 35 bininde okul ve öğretmen yok. Nüfusun %80’i köylerde yaşamaktadır. Ve çok azı okuryazardır. Kadın okur-yazar sayısı yok denecek kadardır… Köylülerin çoğu da tarikatların, ağaların, şeyhlerin etkisi altındadır.

Milli Mücadele döneminde Teali İslam Cemiyeti adı altında örgütlenen tarikatlar, Cumhuriyet sonrasında da dış ve iç çevrelerin, rejim karşıtlarının yönlendirmeleri ile devrimlere karşı çıkmaktadırlar ve direnmektedirler…

3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan Devrim Yasaları sonrası bu direnç daha da artmıştır. Bu durum İngilizlerin de işine gelir. Musul sorunu nedeniyle bu tepkiler desteklenir ve genç cumhuriyete karşı ilk isyan çıkartılır.

Çıkartılan Şeyh Sait İsyanı, Nakşî-Kürt isyanıdır.

Mustafa Kemal, Takrir-i Sükûn Kanunu ile bastırılan isyan sonrasında;  Kıyafet Devrimini, Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasını gerçekleştirir.

Ardından Yurttaşlık Yasası (Medeni Kanun) çıkartılır.1928’de Harf Devrimi gerçekleştirilir. Halkın okur-yazar olması hedeflenmiştir. Cehaletin yarattığı sorunlar giderilmek istenir. Bataklık yok edilmek istenir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yeni alfabe ile okuma-yazma öğretilmesi için açılan “Millet Mekteplerinde” Başöğretmenlik görevini üstlenir.

Ancak atılan bu adımlar yetmez. Çünkü Aydınlanma devrimlerini ters yüz etmek ve halkın cehaletini sömürmek isteyenler yine sahnededir… Bu defa Menemen İsyanını çıkarırlar. Öğretmen Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay vahşi şekilde öldürülür… Bu da bir Nakşî isyanıdır!

Menemen İsyanı ile Mustafa Kemal, halkın aydınlatılması, devrimlere ve cumhuriyete sahip çıkabilmesi için yeni adımların atılmasının gerekliliğini görür. “Cumhuriyetin Temeli Kültürdür” diyen Mustafa Kemal, eğitim ve kültürde yeni adımlar atmaya başlar.

Önce Halkevleri açılır. Halkevleri, içinde Halk Dershaneleri ve Kursları, Köycülük gibi dokuz alanda faaliyet gösterir… Sonra eğitmen kursları açılır. Askerliğini çavuş ve onbaşı olarak yapanlar arasından seçilenler eğitilir. Bunların eğitmen olduğu 3 yıl süreli “Eğitmen Mektepleri” açılır… Ve 17 Nisan 1940 tarihinde, Köy Enstitülerinin açılmasına dair kanun çıkarılır.

21 güneş, Cumhuriyetin ışığını Anadolu’ya yayacaktır…

Köy Enstitüleri, İş içinde iş için eğitim, üretim için eğitim modelini benimseyerek; köylerden seçilen çocukları eğitecek ve yine kendi köylerinde ya da çevrelerinde öğretmen veya sağlık memuru olarak gönderecektir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı aydınlanma devriminin izleyicileri olan Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç bu süreçte büyük özveri ile çalışırlar.

KARANLIĞI ÜRKÜTTÜ…

İmece ile 21 Köy Enstitüsü yapılır. 1941 yılında Ankara Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü, diğer enstitülerden vardiyalı şekilde gelen ekiplerce yapılır.

Köy Enstitüleri kendi arasında da dayanışma içindedirler. Her enstitü ürettiği gıda ürünlerini diğer enstitülere de gönderiyordu.

Örneğin Beşikdüzü Köy Enstitüsü öğrencileri tuttukları balık ve hamsileri salamura yaparak diğer enstitülere gönderirken, Kars Cılavuz Köy Enstitüsü öğrencileri de yaptıkları peynirleri gönderiyordu. Başka bir yerden un, mercimek, nohut geliyordu. Genel bütçeye de yük olmuyorlardı!

Her öğrenci mutlaka (genelde mandolin) bir müzik aleti çalmayı öğreniyordu. Türk ve Dünya klasiklerini okuyordu. Yılda en az 24 kitap okumak zorunlu idi… Tarımı ve hayvancılığı öğreniyordu.

Köy Enstitüleri Marşının adı da “Ziraat Marşı” idi.

“Sürer eker biçeriz güvenip ötesine

Milletin her kazancı milletin kesesine

Toplandık baş çiftçinin Atatürk’ ün sesine

Toprakla savaş için ziraat cephesine

Biz ulusal varlığın temeliyiz köküyüz

Biz yurdun öz sahibi efendisi köylüyüz…”

Her Cumartesi günü haftanın değerlendirilmesi yapılıyordu. Bu toplantılarda eleştiri ve özeleştiri vardı. Öğrenciler, öğretmenlerini, okul müdürünü eleştirebiliyorlardı. Önerilerde bulunabiliyorlardı. “Sen sus, sen bilmezsin…” anlayışı yoktu! Demokratik bir eğitim ortamı vardı.

Beş yıl süren karma ve yatılı eğitim sonunda mezun olanlar, görev yerlerine öğretmen veya sağlık memuru olarak gidiyorlardı.

Kendilerine verilen Türk ve dünya edebiyatının klasikleri ile…

Köy Enstitüleri sayesinde, solmadan açan pek çok köy çocuğu olmuştur. 17 bin 364 öğretmen, 1599 sağlık memuru yetişmiştir.

İçlerinde Talip Apaydın, Fakir Baykurt, Mahmut Makal, Dursun Akçam, Ümit Kaftancıoğlu, Adnan Binyazar, Pakize Türkoğlu, Tahsin Yücel, Ali Dündar, Ali Yüce, Kemal Burkay gibi isimlerde vardır.

Ancak aydınlanma için atılan taş, karanlığın dostlarını ürkütür!

Korkarlar; Anadolu insanının Cumhuriyete yurttaş olmasından, üretmesinden ve kendini yönetmesinden korkarlar.

“Kapatılsın” denmeye başlanır.

Soğuk savaş politikaları da kapatılmasından yanadır… “Yeşil Kuşak” planını yapanlar Köy Enstitülerini istememektedir. İşbirlikçileri de…

Bu nedenle “kapatılsın” sesleri yükselmeye başlar. Karalamalar başlar! 1946 yılından itibaren kan kaybetmeye başlayan Enstitüler,1954 yılında kapatılır.

Neden kapatıldığını, bir dönem Van milletvekilliği de yapan Kinyas Kartal en güzel şekilde özetlemiştir.

“Köy Enstitüleri kesinlikle komünist uygulama değildi. Doğuda en yüksek eğitim gören insan benim. Köy Enstitüleri, bizim devlet üzerindeki gücümüzü kaldırmaya yönelikti. Bunu içimize sindiremedik. Benim Van yöresinde 258 köyüm var. Bunlar devletten çok bana bağlıdırlar. Ben ne dersem onu yaparlar. Ama köylere öğretmenler gidince benim gücümden başka güçler olduğunu öğrendiler. DP ile pazarlığa girdik, kapattık.”

BUGÜN YAŞANANLARIN TEMELİ

Neden kapatıldığını Köy Enstitüsü mezunu yazar Pakize Türkoğlu ise; “Köy Enstitüleri’nin kapanmasına neden olanlar, çoğu TBMM’deki toprak ağaları, aşiret reisleri ve onları destekleyen tutucu eğitimcilerdi. Çıkarlarının bozulacağından kaygı duyuyorlardı.” Sözleri ile ifade eder.

Başka söze gerek var mı? “Anadolu bozkırında açmadan solan çiçek bırakmayacağız” şiarı ile yola çıkılan, cumhuriyet tarihimizin en önemli, en özgün aydınlanma projesi olan Köy Enstitüleri kapatılır. Türkiye Cumhuriyetine; siyasette,  eğitimde , kültürde, sanatta  ve ekonomide en büyük kötülük yapılır!.

Bugün, toplumsal yaşamanın her alanında Köy Enstitülerinin kapatılmasının olumsuz etkilerini görmek olanaklıdır.

Tarikatların ve cemaatlerin güçlenme nedeni bundandır. Anadolu bozkırında ‘çiçekler’, günümüzde açmadan soldurulmaktadır…

Bugün ülkemizde, o kötülüğü edenlerin ektikleri biçilmektedir!

Eğitimde, tarımda, hayvancılıkta, siyasette, her alanda hal-î pür melalimizin temeli, Köy Enstitülerinin kapatılması ile atılmıştır.

HİLMİ TAŞKIN
EĞİTİMCİ

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir