EKONOMİ-POLİTİKATARİH

27 Mayıs_ Emre Kongar_ İlhan Selçuk_ Ali Sirmen Cumhuriyet Gazetesi_ 27 Mayıs 2022 Cuma

27 Mayıs

Emre Kongar

Cumhuriyet Gazetesi, 27 Mayıs 2022 Cuma

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/emre-kongar/27-mayis-1940244?utm_medium=Kose%20Yazisi&utm_source=Cumhuriyet%20Anasayfa&utm_campaign=Kose%20Yazisi

 

27 Mayıs 1960 askeri darbesi, Çok Partili Düzen’in ikinci darbesidir:

İlk darbe, Menderes/DP iktidarının “Tahkikat Encümeni” yoluyla Anayasa’yı askıya alarak gerçekleştirdiği “Sivil Darbe”dir.

27 Mayıs bu darbeye karşı bir grup genç subay tarafından yapılmıştı.

Kimi yazarlar ve düşünürler, 27 Mayıs darbesi ile kabul edilen 1961 Anayasası’nın bir “Demokratik Devim” gerçekleştirdiğini vurgular.

Ama ne yazık ki bu “Anayasal Devrim”, DP’nin “Sivil Darbe”sinden sorumlu tutulan üç politikacının idamıyla kana bulanmış ve bu siyasal cinayetlerden dolayı ne siyasal tarihte ne de güncel politikada objektif bir biçimde değerlendirilebilmiştir.

Önceleri 3 Nisan 1963 tarihinden itibaren resmi bayram olarak kutlanmış, sonra, 12 Eylül 1980 darbesinden itibaren lanetlenmiş, 19 Mart 1981’de Resmi Gazete’de yayımlanan yasayla da kaldırılmıştır.

***

Bu konuda, sadece yazılarını ve fikirlerini değil, sohbetlerini de çok özlediğim sevgili dostum İlhan Selçuk güncelliğini bugün de aynı canlılıkla koruyan “27 Mayıs Dersleri…” başlıklı, yazısında, 27 Mayıs 2009 Çarşamba günü şöyle diyordu:

“Geçmiş zaman…

1956 yılının Ocak ayında ‘Dolmuş’ adında bir mizah dergisi çıkarmıştık…

Dolmuş’taki kimi yazılar imzasızdı…

Neden?..

Çünkü o yazıları, hapisteki Aziz Nesin yazıyordu…

Aziz Nesin sakıncalıydı, adının çıktığı dergiyi yerle yeksan ederlerdi…

Demokrat Parti iktidardaydı…

*

6-7 Eylül 1955’te İstanbul bir felaket yaşamıştı; ne kadar Rum, Ermeni, gayrimüslim varsa evleri basılmış, dükkânları, mağazaları yağmalanmış, yaşamları allak bullak edilmişti…

Kim yapmıştı bunu?..

Zamane iktidarının yönlendirdiği ve yönettiği sürüsüne bereket azgın…

Oysa Ankara’da bir Meclis vardı…

Bir de hükümet…

Başbakan Adnan Menderes’ti…

Ne hükümet çekildi…

Ne Başbakan istifa etti…

Başta Aziz Nesin olmak üzere ülkenin aydın solcuları tutuklanıp içeri atıldı…

Aziz Nesin içerden bizim Dolmuş’ta mizah yapıyordu…

İmzasını koymak olanaksızdı…

*

Menderes 1950’de iktidara geçmişti…

27 Mayıs 1960’ta bir askeri müdahaleyle devrildi…

Tam 10 yıl süreyle iktidarda kalan, yalnız adı ‘Demokrat Parti’ ne yapmış, ne yapmamıştı?..

*

27 Mayıs’la gündeme giren 1961 Anayasası’nda bu soruya yanıt vardır…

1961 Anayasası’yla Türkiye’nin ‘laik, sosyal bir hukuk devleti’ olduğu tescil edilmişti…

Sonra?..

Anayasa Mahkemesi…

Basın özgürlüğü…

Yargıç güvencesi…

Sendikalar…

Toplusözleşme…

Grev hakkı…

Vesaire…

*

Peki, adı ‘demokrat’ olan Menderes iktidarı tam 10 yıl bu demokratik hakları neden gündeme getirmemiştir?..

İstanbul’da 6-7 Eylül faciasını tertipledikten sonra neden suçsuz olduklarını çok iyi bildiği solcu ve sosyalist aydınları suçlayıp içeri atmıştır?..

Ve sonunda neden iktidar partisinden kimi milletvekiline yargı yetkisi tanıyıp bir ‘Tahkikat Komisyonu’ kurarak muhalefetin canına okumak istemiştir?..

27 Mayıs’ta askeri müdahale toplumda yaratılan gerilim ve kıyamet üzerine gerçekleşmedi mi?..

*

Bugün 27 Mayıs…

27 Mayıs’tan alacağımız büyük dersler var…

Ne yazık ki bu dersleri almaya ‘istidadımız’ yok…

Bugün toplum 27 Mayıs öncesindeki gibi bir kıyameti yaşıyor… Askeri müdahalenin olanaksızlığı, sivil kesimde otoriter ve totaliter siyasetin cüretini arttırıyor…

Ama, biz 1923’te kurulan ‘laik cumhuriyet’in sivil güçlerle yaşama yetisini kanıtlayacağına inanıyoruz…

Bush Amerikası’nın AKP ile birlikte tezgâhladığı ‘Ilımlı İslam Devleti’ projesinin demokratik mücadeleyle yıkılacağını adımız gibi biliyoruz…”

***

Tarihimize siyasal ve ideolojik açıdan değil, nesnel olarak, objektif açıdan bakmaya başladığımızda, 27 Mayıs darbesi de kolaylıkla doğru biçimde değerlendirilebilecektir.

 

27 Mayıs

Ali Sirmen

Cumhuriyet Gazetesi, 27 Mayıs 2022 Cuma

https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/ali-sirmen/27-mayis-1940260?utm_medium=Kose%20Yazisi&utm_source=Cumhuriyet%20Anasayfa&utm_campaign=Kose%20Yazisi

 

Bugün 27 Mayıs askeri darbesinin 62. yıldönümü. Bugün yine eski yaveler ısıtılıp önümüze konacak, yine demokrasi için timsah gözyaşları dökülecek, yine hedef saptırarak Türkiye’de demokrasinin önündeki gerçek engel “cüppeli vesayet” görmezden gelinip askeri vesayet ileri sürülecek ve malum temenni tekrarlanacak:

– Keşke 27 Mayıs’ta demokrasiye karşı darbe yapılmasaydı ve tüm bunlar olmasaydı.

Bu temenninin hiçbir kıymeti harbiyesi yoktur. Çünkü 27 Mayıs’ta demokrasiye karşı darbe yapılmamıştır, yapılabilmesine de imkân yoktur.

Bu gerçek defalarca açıklıkla ortaya serildi. Ama Türkiye’nin cüppeli vesayetçileri, yadsımalarını sürdürdüler.

27 Mayıs sabahı Türkiye’de demokrasiye karşı darbe olmadı, olamazdı da…

27 Mayıs sabahı Türkiye’de demokrasi yoktu ki ona karşı darbe yapılabilsin!

Olayın nedeni çok basitti: İktidarda Demokrat Parti, daha önce Tahkikat Encümeni kararıyla demokrasiyi ortadan kaldırmıştı, artık ortada bir demokrasi yoktu.

Bu durumda demokrasiye karşı darbe yapmak, hukuki deyimiyle işlenemez bir suçtu.

“İşlenemez suç” kavramını bir örnekle açıklayalım: Ahmet, Mehmet’i öldürmek üzere odasına girer ve uyumakta olduğunu sandığı hasmına üç el ateş eder, isabet de ettirir. Ama suç oluşmaz, çünkü Mehmet daha önce kalp krizinden ölmüştür, bir ölüyü öldürmek mümkün olamayacağından burada işlenemez bir suç söz konusudur.

***

Bu gerçek çok yazıldı, çok anlatılmaya çalışıldı, ama anlaşılmadı, daha doğrusu anlaşılmak istenmedi. Nedeni basit, gerçeklerin açıklanması Türkiye’deki vesayetçilerin işine gelmiyordu.

Türkiye’de gerçekten bir vesayet rejimi vardı. Yalnız bu geniş kitleleri inandırmak istedikleri gibi salt askeri vesayetten ibaret değildi. 27 Mayıs’ın, Yassıada duruşmaları rezaleti ve sivil vesayetçi cephenin usta manevralarıyla iyi kullanılması sayesinde Türkiye, sivil demokrasiyi ikide bir kesintiye uğratan bir askeri vesayet rejiminin pençesi altında inleyen bir ülke olarak algılanıyordu.

Oysa durum demokrat siviller ve ceberut askerler çelişkisinin çok uzağındaydı. Ne siviller askerlerden daha özgürlükçü ve demokrattı ne de Türkiye’de askeri vesayetçiler tek başlarına egemendiler. 2. Dünya Savaşı ertesinde Cumhuriyetin devrim yılları geride kalırken ABD demek olan NATO, toprak ağaları komprador burjuvazisi ve siyasal İslamcıların koalisyonu laik demokratik aydınlanmacı Cumhuriyetin kurumlarını sallamaya, güçlerini geriletmeye ve ülkeyi totaliter İslamcı bir cendere altına sokmaya başlamışlardı.

Toprak ağaları kompradorlar irtica cephesinin demokrasi adına komünizmle mücadele ettiği görüntüsü altında yürütülen bu emperyalist-dinbaz işbirliği aydınlanmayı karanlıklaştırmaya dönüştürmeye çalışırken kendi karşıtlarını askeri vesayet yanlısı veya komünist olarak nitelemekte, Kemalist ve sosyalist bütün bağımsızlıkçı, laiklik yanlısı aydınlanmacıları aynı makinenin dişlileri arasında öğütmekteydi.

Bu düzen kutsal devleti bekası için elzemdir diyerek topluma dayatılmaktaydı.

***

Oysa, asıl tehdit İhvancı siyasal İslamdı. 2. Dünya Savaşı ertesinden 21. yüzyıl başına kadar sağın, mahcup mürteci kesimlerinin kanatları altında serpilen dinbazlar, 21. yüzyılda rüştlerini ispat edip kendi bayraklarını açarak kendi tek adamcı cüppeli vesayetlerini egemen kılarken, dengeleri kendi yararlarına değiştirmekte askeri vesayet fobisini çok kullandılar.

Oysa, 27 Mayıs 1960’tan bu yana geçen zamanın büyük bir bölümü tek başına veya asker refakatinde ama mutlaka dinbaz nitelikli vesayetin egemenliği altında yaşandı.

O günden bu yana Türkiye’de sivil darbe de gerçekleştirildi.

27 Mayıs saptırmasının ardındaki gerçek işte budur.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir