Elektrik Mühendisi TEOMAN ALPTÜRK ile Söyleşi_ 22.10.2003_ Söyleşen: Mustafa ATMACA

TEOMAN ALPTÜRK İLE SÖYLEŞİ, 22.10.2003

Mustafa ATMACA

 

MUSTAFA ATMACA- 84’te görevi Bülent Tanık’tan devralıp 10 yıl TMMOB Başkanlığı yaptınız. Sizin devraldığınız dönemde 12 Eylül’ün TMMOB üzerindeki antidemokratik etkileri henüz bitmiş değildi, Döneminizi anlatır mısınız?

TEOMAN ALPTÜRK- Çalışma dönemi en uzun olan Başkan olmak iyi mi, kötü mü, onu bilmiyorum. Çünkü uzun süre kaldığınız zaman yıpranmak daha kolay, ama avantajları da var; olayları tarihçesiyle biliyorsunuz ve ona göre davranma şansınız var. Ama isterseniz biz biraz geriye gidelim; çünkü ben 84’te değil, Bülent Tanık’ın zamanında da İkinci Başkandım, o dönemden bu tarafa doğru gelelim.

Darbeden sonra darmadağın oldu her şey yeniden toparlanmak için bayağı ciddi çalışmak lazım; ama kimse yok ortada. Ben hemen Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı oldum ve kongreleri yapabilmeye başladığımız andan itibaren de TMMOB’yle ilgilenmeye başladık. Çünkü TMMOB’nin ne geliri var  ne de insan  gücü var. Birçok insanımız tutuklanmıştı veya bir şekilde ortadan yok olmuştu. Bülent’in Başkan olması, o benim hayatımda çok önemli bir gündür. Ortalık biraz sakinleşince Teoman Öztürk ve Yavuz bir toplantı düzenlediler. Yavuz’un bürosunda toplandık. Teoman, Yavuz, Bülent Tanık, ben, Bülent Damar, böyle bir ekip; yani belki bir-iki kişi daha olabilir, ama mesela 10 kişi yoktu orada. Birlik Genel Kurulunun yapılması lazım ve bunu için en azından yönetim kurulunu oluşturacak kadro gerekli. Teoman ve Yavuz, “sen Başkan ol” dediler. Ben ta 1970’li yıllardan beri Elektrik Mühendisleri Odasının Yönetim Kurullarında yer almıştım; ama ne başkanlık yapmışım ne Yürütme Kurullarında görev almışım. Benim için TMMOB çok önemli, bir de çok ulaşılmaz bir yer; yani onun sorumluluğunu almak bana birdenbire çok ağır geldi. Yardım edecekleri konusunda söz verdiler. Sonra Bülent Tanık Başkan oldu, ben İkinci Başkan oldum. Ama burada sıkıntı: hem Birliğin varlığını sürdürmesi hem de odaların varlığını sürdürmesi idi. Bülent zamanında. O günkü Danışma Meclisi üyeleriyle, o günkü o Meclisin seçtiği Hükümetle görüşmeler yaptık ve TMMOB’nin o güne kadar yaptığı bütün çalışmaları kitap halinde yayınladık, halen vardır TMMOB’nin arşivinde. Ne kadar çalışma yaptık, onlar görülsün ve TMMOB’nin Türkiye’deki hem mühendislik camiası için, demokrasi için ne kadar önemli bir yeri olduğunu göstermeye çalıştık. Sanıyorum bunda o günkü ekip başarılı oldu ki, baskılara rağmen bazı değişiklikler yapabildik. Biliyorsunuz, Anayasadaki değişiklikler epey bizim yetkilerimizi budadı, ama TMMOB varlığını korudu. Zaten o değişiklikler de bizi doğrusu çok bağlamadı; kâğıt üzerinde ne yazarsa yazsın, Türk Mühendis Mimar Odaları Birliği ve odaları hem mühendislerin, hem de kamunun savunmasını yapmak üzere yine çalışmalarını sürdürdü.

78’de 19 Eylül direnişimiz var; dava konusu, o dava nedeniyle Bülent Tanık ve bazı arkadaşlarımız davanın sonucunda ikişer-üçer ay hapse girmek zorunda kaldılar. O dönemde de ben Başkanlığa vesayet etmek zorundaydım. En çok bizi sıkıştıran bir şeyler yapacaksınız, para lazım; arkadaşlarınızın toparlanması lazım. Öyle Genel Kurullar oldu ki, 15-20 kişiyiz, ancak kurullara yetecek sayıda insan seçecek kadar hazirun topladık. Bir tanesini çok iyi hatırlıyorum; Genel Kurulu, TMMOB’nin altındaki salonda yapıyoruz emniyetten birileri gelmiş, ciddi bir baskın olacak diye tedirginiz ,çünkü Genel Kurula gelecek insanların belki bazıları onlar için sakıncalı görülecek ve çocuklar  içeri girecek. Neyse, 30 kişiyiz, açtık Genel Kurulu, o arada emniyetten olan birisi “ne oldu size, hani salonları dolduruyordunuz, bağırıyordunuz, çağırıyordunuz?.. Hani, kimse gelmiyor genel kurullarınıza” dedi, “biz gerekeni yaparız, o sizi ilgilendirmez” dedim ve böylece birkaç sene devam etti o iş. Ama 1984’ten itibaren, zaman geçtikçe biz çalışmalarımızı yapmaya başladık. Ne bileyim, mesela sanayi kongreleri yapıldı, sanayi kongreleri yapılınca biraz daha hem odalar arası çalışmalar hem insanların TMMOB’de çalışmaya katılması daha rahat oldu.  Bunları hep birlikte yaşadık, yaşayacağız da. Çok dinamik bir yapı olduğu için, kendi içinde de bütün insanların aynı görüşte olması mümkün değil.

Mesela bir Demirel olayı var. Demirel meselesinin fazlasını bilmiyorum, ama şöyle bir şey de var: Demirel tekrar siyasi haklarına kavuşuyor, böyle büyük bir tantana. O günlerde de böyle kimin tarafından olursa olsun demokrasi adınaysa, kazananlarla dayanışmak lazım. Yönetim Kurulunda Demirel’e gidip gitmeme konusunda tartışma çıktı, “gidelim mi, gitmeyelim mi?” Ben doğrusu gitmek gerektiğinden yanaydım. Bizim geçmiş dönemimizde başımızı ağrıtan bir insanın başına gelenleri ona sormak lazım. Yönetimde oylama yaptık, Sonra Yönetim kurulundaki bazı arkadaşlar dediler ki, Demirel sana derse ki, ‘TMMOB Başkanı, sen beni bir zaman atıyordun odadan, şimdi bak, ikimiz de aynı durumdayız niye geldin bana?’ derse ne cevap vereceksin? Derse, cevabını alır, ne yapayım yani; ben nezaket göstermişim, gitmişim, eğer o bu demokrasi çabası içinde bana böyle bir şey söylüyorsa, cevabını alır dedim arkadaşlara. Neyse, gittik, konuştuk, yine böyle karşıda kamera, anlattı, anlattı, sonra döndü bize dedi ki, “siz de bir şeyler söyleyin bakalım.” Biz de o günkü sorunlarla ilgili bir şeyler söyledik ama bizim beklediğimiz soruyu bize yöneltmedi, çünkü baş gündem maddesi demokrasi idi. Bu görüşmeyi sanıyorum 87’de yaptık. Görüşme sonrasında bizi yolcu ederken gazeteciler, Cumhuriyet’ten çok iyi tanıdığım bir arkadaşım korktuğum soruyu sordu; “Sayın Demirel, bunlar sizi Odadan ihraç etmiyorlar mıydı?” dedi. Fakat Demirel, “bir dakika, sen ne soruyorsun, yok böyle bir soru” dedi, “kimse beni atmaya teşebbüs etmedi ve atılmadım, ben hâlâ odaların üyesiyim” dedi, Ondan sonra bize karşı, yani TMMOB’ye karşı sürekli koruyucu oldu.

MUSTAFA ATMACA- Demirel’in Cumhurbaşkanlığının son dönemlerinde Hürriyet’ten Sedat Ergin’e “solcular beni Keban Barajını yaptığım için, oraya yatırım yaptığım için odadan attılar.” Şeklinde bir açıklama yaptı Bunun üzerine de İnşaat Mühendisleri Odası Demirel’in İMO’dan ihraç edilme nedeninin Keban Barajı’yla ilgisinin olmadığını, 657 sayılı yasanın çıkışında 10195 sayılı kararnameden doğan mühendis ve mimarların kazanılmış haklarının yasaya yansıtılmamasından dolayı kendisini onur kuruluna verdiklerini yönetim kurulu kararını yayınlayarak cevap verdiler. Bunu biliyor musunuz? Bu gazetelere de yansıdı.

TEOMAN ALPTÜRK- Esas sorun oydu tabii. Ama aynı şeyi mesela Özal için yapamadık, Özal için de benzer şeyler söz konusu. Özal da birtakım yönetmelik değişiklikleriyle proje yapma yetkilerindeki sınırları teknisyenlere doğru geliştirdi. Bütün çabalarımıza rağmen de kendisiyle o konuda tartışma yapamadık. Mesela ben Elektrik Mühendisleri Odası Başkanlığını yürüttüğüm için biliyorum, en az 3 defa Danıştay’da dava kazandım. Sonunda, yani yasa çıkarttı. O yasayı bir kere gündemden çektirdik biz; ama daha sonra, ANAP içinde Özal’ın ağırlığını düşünürseniz, ANAP demek Özal demek- hemen teknisyenlerin lehine karar verdiler.

MUSTAFA ATMACA-10 yıllık döneminizin son yıllarını anlatır mısınız?

TEOMAN ALPTÜRK- Şöyle bir çizgimiz vardı, bunu herkes kabul ediyor ve buna uyuyor. “Hiçbir siyasi partinin kuyruğunda olmayacağız.” TMMOB’nin en değiştirilemez kuralı ve saygınlığının en önemli ilkesi bu; hiçbir siyasi partinin kuyruğuna takılmamak. Bunu yapmadık, bugün de yapıldığını zannetmiyorum.

TEOMAN ALPTÜRK- 84-94 insanlar yeniden odalara gelip çalışmaya başladılar, dergiler çıkmaya başladı, bunlar eylül darbesiyle yine küt diye hepsi kesilmişti. Gelir kaynakları yok, insanlar yok, yayın yok, kongre yaptığınız zaman 10 kişi geliyor. İlk hatırladığım şey Sanayi Kongresi, birkaç odayı birden ilgilendirdiği için, sanayi kongreleri düzenledik, ondan sonra yavaş yavaş orada kendime göre bir şeyler düzenlemeye başladım. TMMOB adına, TMMOB’de bir şeyler yapmak önemliydi. Ben hem İkinci Başkan -Bülent’in zamanında- hem de Elektrik Mühendisleri Odası Başkanı olduğum için, bizim Odanın kasası sanki TMMOB’nin kasası gibi olmuştu; çünkü elektrik mühendisliği adına daha kolay para toplamak mümkündü. Kongrelerle birlikte örgütlenme de ağırlık kazandı; bir taraftan teknik çalışmalar yaparken, öbür taraftan da demokratik çalışmalarınızı her yere yaymaya başladık. 86-87’den sonra oldu bunlar. İstanbul, Ankara, İzmir’de zaten bir kadronuz var; ama Anadolu’daki insanlar siz orada durunca güç kazanıyorlar. Urfa’da TMMOB lokali açıyorsunuz, Oralardaki arkadaşlar TMMOB lokalini çok önemsediler. Şöyle de komik bir şey vardı: “TMMOB Koordinasyon Kurulu tabelası Urfa’nın en büyük tabelası, insanların “biz herkesten büyüğüz” gibi bir gururlanması oldu. Daha sonra yaşatamadılar; fakat o dönem önemli bir görev yaptı o lokal. Atatürk Barajı Santralı yapılıyordu, 1 600- 1 700 değerli mühendis vardı o yörede, O mühendislere, o insanlara sahip çıkılması lazım.

87’den sonra biraz daha rahatladık, Urfa’dan İstanbul’a kadar her yerde istediğiniz çalışmaları yapma şansınız oldu. Ama bu arada birtakım kazalar oldu mesela, Elektrik Mühendisleri Odası Ankara Şubesinin bayağı bir geniş üyesi dağılmıştı. Ama sonra zannediyorum öyle bir kaza da İnşaat Mühendisleri Odasında oldu.

TMMOB’nin Yönetim Kurulu Üyesi olduğunuz zaman çok farklı bir insan oluyorsunuz; yani zaten kafanızın işleyişi bile çok farklı oluyor. Mesela benim için “hayatta en gurur duyduğun şey nedir” diye sorsalar, ne yaptıysam ben bu meseleyi söylerim. 6 ay bile yapsan, TMMOB’nin Başkanı olmak ne demek? Yani bana bir bakanlık verseler, hiç şey değil; çünkü örgüt, yani söylediklerimizin bir üretime dayandığını herkes biliyor. Siz söylediğiniz zaman, “demek ki bu böyledir” diyor, kimse onun yalan yanlış veya bir çıkar uğruna söylendiğini düşünmüyor.

Demokrasinin temel ilkelerinden biri örgütlenme, sen devamlı örgütlenmeyi kırdığın zaman demokrasiyi bile bile engellemiş oluyorsun. Bunu bilmeden mi yapıyorlar? Bilerek yapıyorlar. Yani 12 Eylül darbesinin temel nedeni örgütlenmeyi kırmak değil midir? Sokaktan geçen en az 50 kişiyi, 100 kişiyi çevirelim, kaç tanesi kaç örgüte üye?

MUSTAFA ATMACA- Elektrik Mühendisleri Odasındaki görevlerinizden bahseder misiniz?

TEOMAN ALPTÜRK- Ben 71 şubat ayında mezun oldum, geldim, nisan gibi filandı, TEK’te işe başladım. Odamız da o zaman Ihlamur Sokak’ta, TEK de Necatibey’de. Ben İstanbul’da Yıldız’da öğrenci faaliyetlerine, öğrenci birliği faaliyetlerine katıldığım için, “gel” dediler, hemen kaydoldum ve o zaman orası bizim birinci mekânımız oldu. Gündüz doluyorum TEK’te, geliyorum, bütün hıncımı Odadan alıyorum, mesela bu tutuklanma olayı. “Bunlar böyle yapıyorlar, siz niye böyle yapıyorsunuz, bastırın, şöyle olsun, böyle olsun” derken, tabii Odanın çalışmalarına bu kadar müdahale sonunda  “gel bakalım komisyona” dediler. Sonra Çukurova-Kepez Komisyonuna girdim, özel şirketlerin komisyonuna girdim. O arada askere gidip geldim, “Yönetim Kuruluna gireceksin” dediler. Küçük kurullarımız vardı o zaman, Uzun zaman Odaya hizmet etmiş kişiler oraya toplanırlar, kim aday olacaksa, küçük kurul üyeleri adaylara soru soruyor. Kimler yok ki? Orta Doğu Teknik Üniversitesinin hocalarının yarısı orada. Onca yıl odalarda demokrasinin gelmesini sağlamış kimseler orada, “sen neye adaysın, söyle bakalım” diyorlar. Ben bu sınavı geçtik ama Ertesi gün “ben ne yaptım” dedim, “bu adamlar bana bu kadar soru sordular, demek ki burası çok zor bir yer. Neyse, ondan sonra girdim ve elektrik enerjisinin bilgilerinin toplanmasıyla ilgili işlerde görev aldım. 73’te girdim, 74 veya 75, tam hatırlamıyorum; ama o günden sonra bütün Yönetim Kurullarında yer aldım ben.

 Bir sene hariç, onda da Bülent Tanık Başkanımız olmuştu. O da “seçilmek istemiyor musun? Gel bakalım, otur, enerji işlerini birlikte götürelim.” Bu söylediğimde de şöyle bir şey oldu: Keban yeni açılıyor, Keban hatları tamamlanmış, Keban devreden çıktığı zaman, servisten çıktığı zaman bütün Türkiye karanlıkta kalıyor. O günün Enerji Bakanı çıktı, “bunlar işletemiyorlar, cezalandıracağım hepsini” Biz gerekli bilgileri aldık santralden, İşin teknik tarafını söylemeyeyim, montaj hatası, yabancılar yapmış bunu. Biz bunları tespit ettik ve güzel bir dille bildiri yayınladık orada, gitti Cumhuriyet Gazetesinin arkasına oturdu, ertesi gün de bakan gitti. Benim yönetici olduğum bir dönem değildi; ama o komisyonun başkanıydım. Raporu kaleme alan birisi olarak beni çok mutlu etti. Demek ki doğruyu yapmışız.

MUSTAFA ATMACA- Demirel’i anlatırken bizim dönemimizde biraz yumuşadı demiştiniz. Bunu biraz açar mısınız?

TEOMAN ALPTÜRK- Vallahi, ben Demirel’in çok fazla değiştiğini zannetmiyorum; ama gerçekten öyle bir yumuşaması var. O bahsettiğim ilk basın toplantısına bizi çağırdı, görüştük, ondan sonra zaman zaman bizi ziyaret etti ve Demirel, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin binasına gelip “bu çocuklar vatan evlatlarıdır, bunlar iyi işler yapıyorlar”ı kamuoyunda -onun diliyle söylüyorum- yayılmasına neden oldu; yani belli bir güç verdi aslında. Her zaman benim ilkem şudur: Benim görüşlerim vardır, benim görüşlerimi -benim görüşlerim derken, TMMOB’yi kastediyorum, kendimi de kastediyorum- benim zıddımı düşünen bir insana gidip söylemem lazım, söylerim, yüzüne karşı söylerim, söylemem lazım, savunmam lazım. Yani bunda onu ne kadar etkileyebilirsem, onu avantaj sayarım; yani Demirel’le ilişkilerimiz de bu çerçeve içinde gitti. Burada bir tek etken vardı. Bu 80 ertesi hemen odalar faaliyetine izin verildiğinde “kapatılacak” lafı vardı ya, biz ekip olarak, Bülent Tanık, ben, bazen Yavuz ve İsmail birlikte ziyaret ediyorduk kimi olursa.  Mesela Yavuz’un tanıdığı vardı, Işık Biren Paşa, o zaman, çok önemli adam, ona ulaşıldı, arkasından bakanlara gidiyoruz. Sonra Özal’dan randevu aldık, Özal da o dönemin Devlet Bakanlarından birisi, Başbakan Yardımcısı. 5-6 kişi gittik, Özal yok. Randevu verdi. Ama bize izahatları şu: “Yurtdışına acil gitmesi gerekti, sizinle Kemal bey görüşecek.” Çok sert bir adamdı, hiç unutmuyorum, bembeyaz saçlı, oturmuş masaya, kartal gibi bakıyor bize böyle, “15 dakikanız var, anlatın da gidin” dedi. Kişisel sorunum olsa, çıkar giderim. “Peki” dedik, oturduk biz, “anlatın bakalım” dedi. “Anlatın” dedi bize, ama başladı kendisi, “Siz her şeyi karıştırıyorsunuz yahu. Mesela bu nükleer santraller meselesi nedir? Niye tartışıyorsunuz kardeşim” dedi. Sonunda söz sırası bana geldi “kimseyi bağlamayın” dedi. 4 saat 15 dakika konuştum. Sonunda adam dedi ki, “bak kardeşim, biz bunları biliyoruz; ama siz de öyle bir yerden gidiyorsunuz ki, sizin ağzınızdan çıkan veya elinizden, kaleminizden çıkan şeyler, yönetime ulaşan şeyler değişik değişik bir sürü şey geliyor, sonunda anlaşılmaz hale geliyorsunuz, birbirimizi anlamıyoruz, başlıyoruz suçlamaya. Bakın, ben sizin bütün anlattıklarınıza katılıyorum” dedi. “Ne yapacağız peki?” dedik.  Dedi ki, “ilkeniz olsun, bana kızıyorsan, bana küfretmek istiyorsan gel küfret, ama gazeteye söyleme. Yani gazeteden ben onu duymayayım, birinci elden ben duyayım, ondan sonra ver gazeteye, o beni ilgilendirmiyor” dedi.  Böyle yaptık; yani o adamcağız belki önyargılıydı, ama bu beni etkiledi doğrusu.  Yani kendi davanı, kendi sorunlarını çözmek için düşündüğün şeyleri anlatacaksın. Biz bunu Demirel’e de kabul ettirdik. Belki Demirel’le en önemli anlaşmamız budur. Bir de Demirel mühendislik konularını biliyor. Özelleştirmeler ilk başladığı zaman, birtakım rakamları ve bir sürü kitabı alıp gittim yanına. Adama bir şey söylüyorsun arkasını getiriyor, kafasında her şey.

MUSTAFA ATMACA- Demirel’le olan bu yakın diyaloğunuzdan dolayı örgütten eleştiri almadınız mı?

TEOMAN ALPTÜRK- Aldık tabii, almadık dersem yalan söylerim, aldık, bana yöneltilen çok fazla olmadı; ama benim demin söylediğim çerçeve içinde hiç umurumda değil. Mesela, bu jandarma, demin anlattım ya jandarma olayını, bunu Demirel’in verdiği bir toplantıda kökünden çözdüm ben, onda daha farklı bilgiler varmış, toplantıdan çıkarken koluma girdi, “bu söylediklerin yanlış” dedi, “niye yanlış?” “Bugün arkadaşların toplantılarına katılamadım, kaçırdım” Yani böyle bir ilişki var; ama ciddi bir şekilde ne TMMOB’nin, ne Odanın sağa kayması gibi bir şey söz konusu değil bence de. Bir de tabii o günlerin şartlarını düşünmek lazım. Yani bugün belki de her şeyi söyleyebilirsiniz; ama darbe olmuş, kimse sorumluluk yüklenmiyor, ortada kimse yok, para yok, insanlar “TMMOB üyesiyim” demeye korkuyorlar; böyle bir ortamda o dönem yönetimlerinde görev alan arkadaşları ben çok takdir ederim.

Erbakan’la ilgili bir şey var.  Yani onun için demokrasiye bakışı ve Demirel’le ilişkilerimizi ölçebilirsiniz anlatacağımla: Bir gün ben TEK’teki odamda oturuyorum, öğlen yemeğinden dönmüşüm, bir telefon, “ben Şener Battal, bana bir gelir misin?, Dedi ki, “senden bir isteğim var:“bizim hoca  yargılanıyor darbeciler tarafından”

“Manyetik bantları toplatmışlar. Bunları hocanın söylediği iddia ediliyor, bunlar mahkemede delil olarak kullanılacak. Bu konuda teknik bir çalışma yaptırdık biz, mahkemede delil olarak kullanılamaz manyetik bantlar, çünkü üzerinde oynama yapılabilir dedik” dedi. Bu raporu EMO’nun dergisinde yayınlamamı istedi. Raporu, Orta Doğu Teknik Üniversitesinden solcu olmayan ama isim yapmış birisi hazırlamış. Rapora baktım, raporda benim itiraz edebileceğim hiçbir şey yok, tamamen teknik bir çalışma. Dedim ki “Hocam, güzel bir çalışma da dergiyi yeni çıkardım, zaten paramız yok. Bir daha basamayız bunu, zaten mahkemeye yetişmez.”   “Ben size istediğiniz kadar para vereyim” dedi.  O adamdan bu sefer irkildim, yani “ben nasıl sizden para alırım, yok, öyle bir şey olmaz.” Dedim.  Ben aldım yazıyı, götürdüm Yayın Kuruluna, “çok güzel, bunu yayınlarız” dediler. Biz de dergide o raporu yayınladık, adamlar bizden 40-50 tane aldılar, yani para filan almadık tabii; fakat bu duyuldu ve ondan sonra Erbakan beraat etti davadan, Demokrasiye ulaşabilmek sadece o günkü sorunları çözmekle olmuyor. Herkes bana, “nasıl bunlarla ilişki kurdun diye sitem ettiler.

Bildiğiniz gibi hayat öyle bir sallandı ki, Türkiye’de hukuksal anlamda bayağı sıkıntılar çekildi. Ama ondan sonra tabii, 80’den sonra olaylar değişti.

MUSTAFA ATMACA- TEK’in parçalanarak birçok genel müdürlük haline getirilmesi konusundaki görüşünüz nedir?

TEOMAN ALPTÜRK- Bu belki Türkiye’nin son 20 yılda yaşadığı en büyük gaf. Bununla birlikte Türkiye ekonomik olarak da büyük sıkıntılar yaşıyor. Enerji projeleri başlı başına çok büyük projeler; parasal değerleri çok fazla ve bu büyük bütçeler insanların başını döndürüyor. Bu pastadan birçok kimse pay almak istiyor. Bir de elektrik enerjisi, yani bugün özelleştirmeye çalışanlar da elektrik enerjisinin doğal bir tekel olduğunu; yani merkezi bir yapı olmadan sen bunu yönetemezsin. Türkiye Elektrik Kurumuna geldiler, önce 2’ye böldüler, arkasından 3’e 4’e bölündü, arkasından Enerji Piyasası Denetleme Kurulu doğalgaz vb. çıktı.

Dağıtımı alalım; 4658 sayılı Yasayla denetlemeyi şirketleri alacak,  gelecekler aynı apartmanda iki farklı daireye farklı fiyattan enerji satacaklar. Teknik olarak benim hâlâ aklım buna yatmıyor. Bir noktada rekabet sağlayabilirsiniz belki, çünkü bu “özelleştirmenin temeli rekabet” diyor ya, o rekabeti sağladın, ama ondan sonrası çok zor. Elektrik enerjisinin özelleştirilmesi konusu tamamen politik bir şey, teknik olarak da mümkün değil, ayrıca bizim siyasi görüşümüze göre hiç mümkün değil; çünkü kamuoyunu doğrudan ilgilendiren temel ihtiyaç maddelerinin dağıtım ve üretimi hiçbir şekilde özelleştirilemez. Bütün sektörlerin özelleştirilmesinde aynı başarıyı elde etmek mümkün değil, bazılarından vazgeçilebilir, bunun en başında enerji geliyor, Ben Planlama Dairesi Başkanlığını yaparken niye görevden alındım; yeni bir kadro. Bütün daire başkanlarını aldılar, yalnız beni değil. Oda Başkanıydım, biz özelleştirmeye karşı çıkıyoruz, sorun yaratmaması için beni görevden almadılar ama bana iş de yaptırmadılar ve ben orada bir süre kaldıktan sonra ayrıldım. Türkiye’de ne yazık ki sol düşüncesi olan insanlar, siyasi bazda güç olamazlar; yani muhalefet olarak da çok büyük güç olamazlar. Bize rağmen enerji özelleştirmesi başladı. Üretimin bir bölümünü kabul edip bir bölümünü kurtarmak gerekirdi diye düşünüyorum. Şimdi su santrallerini pek çok kimse özel şirketler eliyle yapıyor.  Baştan bir konsensüs olarak bunu değişik kimseler yapar, ama denetimi konusunda çok yetkin insanlardan kurulmuş bir kurul olması lazım. Yap-işlet-devret projelerinden başladık.  Önceden projelerin fizibiliteleri hazırlanıyordu, Enerji Bakanlığı bunu öyle kabul ediyordu; yani “tamam, sen bu şekilde doğru yaptın, uygulamaya geçebilirsiniz” diyordu.  Bu santrallerin en büyüğü de 80 megavattı; yani çok büyük santraller değil. Ne yazık ki bu projelerin denetimini yapacak kimseler o günlerde görevlerinde değildi. Mesela A şirketi enerjinin kilovat saatini X TL. veya kilovat/saat X diye bunun doğru mu, yanlış mı olduğunu kontrol edemediler ve imtiyaz projeleri imzaladılar.  Bugünkü sıkıntı bu; siz devlet olarak denetimini yapsaydınız, şimdi yap-işlet-devret projeleri daha sonra devlete devredileceği için büyük sıkıntı yaratmazdı.

Dağıtımı özelleştirme yaparken, devlet yatırımlardan vazgeçti, birçok şebeke yaşlandı, özelleşecek diye şirketler boş vermeye başladı, bugün dağıtımdaki büyük sorunlar ortaya çıkmaya başladı.  Bir şeye karar verdiğiniz zaman, onun en doğru bir şekilde yapılmasını öğrenelim.  Bize rağmen yapılacaktı özelleştirme. Bunun en az zararlı olması için, benim teknik eleştirilerimi getirmem lazım. Siyaseten ben buna karşıyım, tamam; ama bu sektörde çalışan insanlar olarak doğru fiyatlandırılmasının, dünya standartlarına uygun santraller yapılmasının bu şekilde sağlanması lazım. Bu konuda bizim hiçbir müdahalemiz olamadı, olmadı, hâlâ da olmuyor. Mesela, dün Elektrik Mühendisleri Odasının çeşitli şekillerde yargıdan aldığı kararlar var; ama bunlar sonucu değiştirmez. Sonuç değişmediği için Çukurova Elektrik Şirketinin devlete dönmesi çok önceden sağlanmalıydı. Ama bunu ne Enerji Bakanlığı, ne meslek odaları sağlayamadılar. Belki özelleştirme başlamadan önce Çukurova-Kepez meselesi çözülseydi, elektrik sektöründe yaşanan bu kaos olmazdı. Yani özet olarak şunu söylemek lazım: Şu anda Türkiye’de kaos var; ne 4658 sayılı Yasa çalışır, ne elektrikte istenen başarı sağlanır. Siz kendi gerçeklerinizi görüp, onları tartışıp, tekniğin istediklerini yapmazsanız, Dünya Bankasının veya bir başka finans kuruluşunun istediklerini yapmaya çalışırsanız, orada başarı sağlamak mümkün değil.

MUSTAFA ATMACA- Geleceğe yönelik elektrik enerjisinin yerini alabilecek alternatif enerji görebiliyor musunuz?

TEOMAN ALPTÜRK- Elektriğin kendisinden gelen bir sıkıntı yok; sıkıntı, elektriğin üretimindeki hammadde sıkıntısı. Onun için yenilenebilir kaynaklar, özellikle su, rüzgâr, güneş gibi kaynakların teknolojisini ne yazık ki geliştirme şansımız yok. Türkiye olarak, teknoloji üretmekte çok başarısız ve parasızız; teknoloji üretmek paraya dayanan bir şey. Ama bugün zannediyorum artık Türkiye’de temiz enerji kaynaklarına dayalı elektrik üretiminin anlamı var; birçok kimse bu alanda çalışmalar yapıyor. Hem bu alanda sivil toplum örgütleri bu işi zorluyor, gayet güçlü dernekler var, meslek kuruluşlarımızın dışında da bu konuya kendini vermiş insanlar var; hem de bu alanda yatırım yapma amacında olan insanlar bu teknolojileri Türkiye’ye getirip yeni ve yenilenebilir kaynaklara dayalı elektrik üretimini yapmaya çalışıyorlar. Bunun önüne geçilemez, bu mecburen yapılacak. Bunda birtakım teknolojik sıkıntılar var, bunlar aşılacak, yani mühendislikte bunlar önemli bir sorun değil; yeter ki, bir taraftan da fiyatını ucuz yapabilelim.

MUSTAFA ATMACA- Mühendis ve mimarların işsizlik sorunlarıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

TEOMAN ALPTÜRK- Çok zor bir soru ve cevabı belli değil bu sorunun. Türkiye’de sanayi gelişmedikçe, bayındırlık faaliyetleri gelişmedikçe, yatırımlar olmadıkça mühendislerin durumu çok zor. Türkiye dibe vurdu da, çıkıyor mu, bilmiyorum; Umutsuzluğa yer yok, ama bakın, borsa aldı başını gidiyor, bütün ekonomik parametrelerin fevkalade olduğunu söylüyor yöneticiler. Türkiye yurtdışına ne satıyor da para kazanıyor? Sadece borç alıyor. İhracatını artırmazsan, para kazanamazsan; yani bu işin sonu yok. Onun için bir an önce sanayide üretimin yapılması, bayındırlık faaliyetinin artırılması ve yatırımların yapılmasını sağlamak lazım. Türk Halkının aklını başına alıp düşünmesi lazım.  İnsanlar sadece fakirlikle boğuşuyorlar. Bugün 70 milyonluk nüfusun kaçı yaşıyor, kaçı karnını doyuruyor? Ama insanların imecesi var, iyi-kötü  birbirine yardım ediyor, bu insanlar birbirine yardım edemez hale geldiler. Ben bir lokantada yemek yediğim zaman rahatsız oluyorum, lokmalar boğazımdan geçmiyor.  Bunun bir şekilde yöneticiler tarafından da düşünmesi lazım. Yöneticilerin çocuklarının Amerika’da okuması buradaki gerçekleri değiştirmiyor. Buradaki insanların eğitimlerini nasıl sağlayacağız; bu eğitim sonundaki üretim planımız nedir? Yoksa Türkiye daha çok acı çekecek.

MUSTAFA ATMACA- Sizce odalar politika yapmalı mı veya nasıl yapmalı?

TEOMAN ALPTÜRK-Odalar meslekten ve emekten yana politika yapmalıdır.

Bizim insan olma özelliğimizden ötürü insan hakları, demokrasi, örgütlenme, bütün bu konularda çalışmak bizim temel görevimiz. Ama mühendislerin ayrı bir görevi daha var; kendi meslek alanlarındaki kamu haklarını korumak. Yani ben Türkiye’de çalışan bir elektrik mühendisi olarak eğer enerji alanında, elektrik mühendisliği alanındaki kamu haklarını koruyamıyorsam, diğerlerini yapsam da bunun çok fazla anlamı yok. Siz inşaat mühendisiyseniz, inşaat mühendisliği alanındaki, bayındırlık ve imar faaliyetleri konusundaki yediğimiz kazıkları kim çıkaracak? Mesela bu otoyollar konusundaki ve Bolu’daki tünel konusundaki sıkıntılarımızı kim anlatacak bu halka, düzeltilmesini sağlayacak? Bu anlamda ciddi politika yapılması lazım gelir diye düşünüyorum.  Kamu yararının korunması gerekiyor bence.

MUSTAFA ATMACA- Mühendisin etik ve ahlaki sorumluluğu nedir?

TEOMAN ALPTÜRK- Rüşvet, yolsuzluk, bilgisizlik; yani etik değerleri hiçe saymak, mühendis ve mimarlarda da yaygın. Bir ülkede ahlakın, etiğin yerle bir olmasını, bütün insani değerlerin yok olmasını kısa sürede anlatmak zor; ama sonuçları ortada. Bir imar müdürü, Antalya gibi bir yerde denizin önünü kale gibi kesen yapılaşmaya izin vermiş. Bu imar müdürü inşaat mühendisiyse veya mimarsa, kendi mesleğini inkâr etmiştir. Rüşvetle iş yapıyorsa, kişi olarak kendini kurtardı adam, diyelim ki milyar dolar aldı; bırakın 3-5 milyon doları, milyar dolar aldı; ne olacak? Son dönemde enerjideki kaos bu değil mi? Beyaz enerji davasında birtakım paralar dönüp dolaştı ortada, gazetelerde çıktı; ama sonuçta ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Bu konuda odaların da, diğer sivil toplum örgütlerinin de bence biliyorlarsa, davasını kendileri halletmeleri lazım; yani “biz bu konuda şu gerçekleri biliyoruz, bazı meslektaşlarımız bunların böyle olmasını sağladı, bunların bir şekilde değerlendirilmesini istiyoruz” diye yargıya gidilip bunların anlatılması lazım.

Beyaz enerji davasının ortalarında bana da geldiler, “sen bilirkişilik yapar mısın?” Niye yapayım? Yani sen davanın içine etmişsin, ondan sonra da onun içinden çıkılmaz hale gelmişsin, “gel bunu düzelt.” Yani ben ona cevap veremem. Yani en baştan doğrudan gelip meslek odalarına başvuracaksın; yani yargının belki yapması gereken buydu, ama yapmadı. Mesela bu demin Özal dönemindeki mühendislik haklarından bahsediyorduk. Bir elektrik mühendisi düşünün, bürosunda teknisyen çalıştırıyor ve orada üretilen projelerin hiçbir tanesini kendisi üretmiyor, sadece imza atıyor. Bu neyi getirir? Bir kere etik değil, yani yapmadığın bir şeyin altına imzalıyorsun. İki, kendi eğitimini kullanmadığın, başkasının eğitimini kullandığın için ayrıca etik değil, doğru yapmıyorsun. Adam doğru mu yaptı, yanlış mı yaptı, belli değil. Ben Bakanlığa gittiğim zaman, Bakanlıktaki yetkilinin biri aynen şöyle dedi: “Ağabey, senin arkadaşların meslektaşların gidip gecekondu bölgesinde Mercedes’in içine oturup proje imzalıyorlar” dedi. Bunlar tabii toplumun çürümüşlüğünün örnekleri; yani bir taraftan birtakım kişiler bütün değerleri altüst edip para kazanacaklar -o parayı nerede yiyeceklerse, bilmiyorum, yine bu toplumda yemeleri lazım- ama bir taraftan da diğer arkadaşlarının haklarının gaspına yol açıyor bu insanlar. Böyle bir şeyi ne etik açıdan, ne teknik açıdan, ne yasal açıdan kabul etmek mümkün değil.

MUSTAFA ATMACA- TMMOB’nin geleceğine ilişkin neler önerirsiniz?

TEOMAN ALPTÜRK- Hakikaten zor soru. Yani bir kere demokratik bir örgüt Mühendis Mimar Odaları Birliği veya bütün meslek grupları. Biz Anayasanın 135. maddesine göre bir anayasal kuruluşuz. Yani insanların gönüllü olarak kurdukları ve kendi istekleri doğrultusunda çalıştıkları yer olarak örgütlenmek istiyor; yani burada bir çelişki yok. Şu anda yönetimde olan veya 70’li yıllardan bu yana yönetimde olan insanların gönüllü olarak burada çalışmaları farklı bir şey. Yani yanlış değerlendirilmesin, demokratik kitle örgütü gibi çalışmayı kendisine prensip edinmiş TMMOB. Ama mesela sendikalaşma konusunda bayağı sıkıntılarımız oldu. TMMOB eğer bütün üyelerin, mühendislerin, mimarların hepsi kendi mesleklerindeki sendikal sorunların da içeride çözülmesini istediler. Çünkü sendikal örgütlenmeye müsaade edilmiyordu; hâlâ da ne kadar müsaade edildiği ortada. Ama bu da bir çelişki. Mesela Türkiye’nin bayındırlık, sanayi, enerji konusundaki politikalarının üretildiği bir yer mi olacak TMMOB; yoksa üyelerinin özlük haklarının korunduğu bir yer mi olacak? Özlük haklarını sendikalar korumalı. Ama onun ötesinde Türkiye’deki mesleki politikalarının üretilmesi konusunda TMMOB yeniden örgütlenmeli.

Ama burada çok önemli bir sıkıntı, TMMOB’nin üyeleri odalar. Bu ayrı bir çelişki. Şimdi güçlü odalar; yani üye sayısı büyük olan odalar, başta senin odan, İnşaat, Mimarlar, Elektrik, Makine, bunlar hem üye sayısı çok olduğu için, hem de şu veya bu şekilde para kazanabildikleri için sıkıntı var. Bu odalar, TMMOB’yle birlikte çalışmanın   farkında olamıyorlar . Zaman zaman bu sıkıntıları yaşıyoruz. Ben darbe olduktan sonra, hem Başkan Yardımcılığım, hem Başkanlığım sırasında TMMOB’de şöyle bir sıkıntım vardı: Bir sürü özel okul mezunları vardı. Bu çocukların hepsi de mesleki anlamda bazı sıkıntılar çekiyorlardı, bunları rehabilite etmek üzere bir proje hazırladım. Bu projenin bir tek eksiği vardı, bina bulacaktık; ama bayağı büyük bir bina. Ben TEK’teki ilişkilerimle Japonlarla ilişki kurmuştum ve oraya her türlü eğitim aracını getirecekler ve 4 yıllık mühendisliği bir senede rehabilite edecek araçlar gelecekti. Ama bunun için, üyelere gidilmesi, üyeler hakkındaki bilgilerin alınması gerekiyordu. Her oda kendi üyesini kaydediyor, bu kaydı TMMOB’ye bildiriyor. O zaman Japon uzman geldi, oturup konuştuk, bütün bu kayıt ilişkilerini TMMOB yapsın. Olmadı, yani böyle bir şey yapamadık. Arkasından binanın alınması, bütün odaların bir binada toplanıp üst tarafta bu işin yürütülmesi, daha sonra da oranın kongre merkezi gibi kullanılmasını düşündük, o da olmadı. Odaların belli bir direnci var. Biz kendimizi de eleştirmek durumundayız; bu mülkiyetçilik meselesi konusunda önemli sıkıntılarımız var. TMMOB Başkanı olduğum zaman, Odanın bütün parasını alıp TMMOB’ye harcadım; çünkü orada para yoktu. O paraları orada kullanmam nedeniyle bayağı sıkıntı yaşadım. TMMOB’nin en büyük sıkıntılarından biri paradır; bu hâlâ öyle midir, değil midir, bilmiyorum, ben orasına karışmak istemiyorum. Saydığım odaların bütçelerine bakın, bayağı büyük bütçelerdir. Bu bütçelerden çok küçük payları TMMOB için ayıracaklardır ki, TMMOB çalışsın; ama bu yapılmadı.

MUSTAFA ATMACA- TMMOB’de örgüt içi demokrasi işleyişi nasıl?

TEOMAN ALPTÜRK- İl temsilcilikleri veya illerin birimleri var, Siz A ilinin mühendislerini toplayıp, Elektrik Mühendisleri Odasıysa, Elektrik Mühendisleri Odasının bütün mühendislerini toplayıp onların sorunlarını alıp özümseyip bir üst kuruluşa veya mesela şubeler merkeze iletiyor, merkez de TMMOB’ye getiriyorsa, getirebiliyorsa, bu sorunların çözümü yönünde bir çalışma yapıyorsa, bence bu demokrasinin gereği yerine getiriliyor demektir. Ama bunun bu şekilde işlediği konusunda benim şüphelerim ve sıkıntılarım var.

MUSTAFA ATMACA- Mühendis ve mimarlar sendikalı olmayı kazanımları arasına sokamadılar. Ne düşünürsünüz?

TEOMAN ALPTÜRK- Ne olursa olsun, mühendisler ve mimarlar toplumun diğer kesimlerine göre iyi kazanıyorlar da, bence küçük düşünüyorlar. Yani bugün mesela 300 bin mühendis ve mimar varsa Türkiye’de, bunun herhalde en az yarısı kamudadır. Bunlar nasıl bir araya gelip özlük haklarını koruyamazlar, bunu ben anlamış değilim, hâlâ da çözemedim. Benim en önemli iddiam şu: Bizi siz maaşla ölçemezsiniz, biz yatırımları ve o yatırımların sonucu olarak meydana gelmiş tesislerin koruyucuları, işleticileri, yapıcılarıyız. Siz bize verdiğiniz maaş veya ücretleri bunlarla uyumlu olarak vermek zorundasınız. Her zaman ücret zamları konusu başladığı anda herkes o yüzdelere takılır. Bu sorun, Türkiye’deki demokratik kültür birikiminin eksikliğinden kaynaklanıyor. Mühendislerin de bu konuda çok yeterli olduklarını söyleyemem.

Şöyle bir şey önermiştik: Özel sektörde çalışacak arkadaşlar için bir tane standart sözleşme yapalım, o arkadaş da bunu çalışacağı yere imzalatsın; yeni bir asgari ücret belirlensin, bu asgari ücretin altında kimse çalışmasın, kimse de bu konuda talepte bulunmasın.

MUSTAFA ATMACA- TMMOB’nin 50 yıllık mücadelesini değerlendirerek, gelecekteki yeri ve görevini nasıl görüyorsunuz?

TEOMAN ALPTÜRK- Görevini ve sorumluluğunu yerine getiren kurumların başındadır. Ama tabii hayat durmuyor, sürekli değişimleri getiriyor; TMMOB’nin mühendislik alanındaki gelişmeleri izlemesi ve bunu da üyelerine yansıtması lazım. TMMOB derken tabii odaları da kastediyorum, bu tek başına TMMOB’nin yapacağı bir şey değil; ama TMMOB bunu hep yaptı, yani parasızlığına rağmen elinden geleni yaptı. Hem bilgi üretimlerinin üyelere aktarılması, hem üyelerin haklarının korunması yönünde, ki bana göre sendikal örgütlenmenin önündeki engellerden biri de budur; TMMOB uğraşmasaydı belki bir şekilde sendikal örgütlenme sağlanırdı. Neyse, o ayrı bir mesele. Ama her alanda odalar bilgi birikimlerini kamuya aktardılar. Bugün mesela herhangi bir bakanlığın birimine gidin, odaların yayınları oralara uluşmıştır; ama onlar onlardan hangi derecede yararlanıyorlar, bu tartışılır doğrusu. Ama TMMOB bence elinden geleni yaptı ve TMMOB’nin bir tek şeyi yapması lazım bence; günlük siyasetten çok etkilenir hale geldik, birçok birikimli arkadaşlarımızın katılımları küçük siyasi farklılıklara feda ediliyor. İnsanlar niye uzaklaşıyorlar; bir şekilde tatmin olmadıkları için veya itildikleri için.

Benim görüşüm; En geniş demokratik katılımı sağlayacak şekilde, ağırlığın sol demokratik çizgide olması kaydıyla kapılarını birikimli insanlara açacaksın. Zaman zaman yapılan toplantılarda çok büyük yığınların gelmesi önem taşımaz. Önemli olan, günlük çalışmalarınızda yeterli insan ve kadroyu buluyor musunuz, yeterli kaynağı buluyor musunuz? Bu önemli bence. Kendi meslek alanımda görüyorum, bir sürü dernek kuruluyor; demek ki bir yetersizlik var ortada. Eğer Elektrik Mühendisleri Odası kendi üzerine düşen görevleri hem mesleki anlamda, hem meslektaş anlamında yerine getirse, bu derneklere gerek kalmayacak. Yavuz, Başkan olduğu zaman, dış ilişkiler konusunda epey şansım vardı. Yavuz’a aktardım, Yavuz da gayet samimi olarak Birliğe çağırdı, “gel, çalış dış ilişkiler konusunda” dedi. O zaman birkaç arkadaş vardı. Sonradan baktım, birtakım sıkıntılar var; yani bana söyleyemiyorlar, ama bu komisyonun başarılı olması, “acaba Teoman bey yeniden TMMOB’nin başkanlığına mı aday?” Yani yok böyle bir şey, ben 10 sene yapmışım zaten, yani görevimi yerine getirmişim. Ayrıca bir örgütün başında aynı insanların sürekli oturması da yanlış; yani o insan ne olursa olsun. Ama mesela benden yararlanıyordu TMMOB. enerji konusunda ben çok iddialıydım, Türkiye’deki hâlâ da her konuda, enerji konusunda, bana ihtiyaç duymuyorlar. Eğer zaten işler iyi gidiyorsa mesele yok; ama işler iyi gitmiyorsa, sıkıntı orada. Mesela, 4, 5 tane geçmiş dönem TMMOB Başkanı var, bunlar niye bir araya gelmez, niye bir arada çalışmazlar?

Anayasa Mahkemesince, 80 sonrası çıkan yasalarla devlette çalışan mühendislerin üyeliği de serbest bırakıldı, öbür tarafta da özel sektörde çalışan herkesin bir şekilde odalardan kaydolması lazım. Bu bir çelişki; yani mühendisler o kadar farklı çalışma statülerinde çalışıyorlar, yarısı, aşağı yukarı 150-200 bin kamuda çalışan mühendisler var, bunlara TMMOB ve odaları bilimsel anlamda her türlü bilgiyi elinden geldiği kadar götürdü. TMMOB sendikal konuda öncülük etti ve onların sendika kurmaları konusunda yardımcı olmaya çalıştı. Ama insanlara hediye olarak örgüt verilmez; örgütlerini  kendileri kurmak durumundalar.

MUSTAFA ATMACA- TMMOB’nin örgüt yapısının tersine çevrilirse daha başarılı olacağını savunanlar var, Örgütün merkezi yapısı yerine yerel yapıda kurulmuş olsa idi sorunları daha kolay mı çözerdi?

TEOMAN ALPTÜRK- Temsilcilikler, şubeler, odalar nihayet TMMOB. TMMOB’yi şekillendiren kim? Bence ta en uçtaki temsilciliklerden gelen değişme. Dolayısıyla burada çok da merkezi bir yapı yok. Çalışma programlarının yapılması, yani o çalışma dönemi için yapılacakların örgüt tarafından düzenlenmesi kastediliyorsa, onda haklı; yani ben bunu kendi odamda yapmaya çalıştım. Her sene genel kurullar biter bitmez en uçtaki birimlerin görüşlerini, isteklerini, çalışma programlarını alıp merkeze taşır ve onların uygulanmasını sağlamaya çalışırdık. Böyle sıkıntılar var. Atıyorum, Mardin ilinde bir çalışma yapacağız, bayağı da bir paraya ihtiyaç var ve Mardin İlinin o parayı üretmesi mümkün değil; bu paranın bir şekilde merkezi yapıdan oraya akması lazım. Eğer bunu sağlayabiliyorsanız, Mardin’deki çalışmanın desteklenmesi gerektiğini İzmir’deki meslektaşlarım anlıyor ve bu konuda örgütsel anlamda engel olmuyorlarsa, o iş yürür; ama “beni Mardin’deki bilmem ne ilgilendirmiyor” derseniz yürümez. O anlamda merkezdeki yapının çok iyi koordine olması lazım. TMMOB’nin oda merkezlerinde lokal birimlerini örgütlemesi lazım ve oradan süzülerek yukarıya doğru geldiği zaman bir sorun çıkacağını düşünmem.

MUSTAFA ATMACA- Bizim soracaklarımız genel olarak bunlar. Eklemek istediğiniz başka konu var mı?

TEOMAN ALPTÜRK- Yok, bence çok güzel hazırlamışsınız, yani konuşmalarımızdan bence ilerideki insanlar çok yararlanacaklar diye düşünüyorum. Şöyle toparlayayım isterseniz: Mühendisler insan hayatının anlam kazanmasını, onu kolaylaştırmasını sağlayan meslek grubudur. Yani günlük yaşamda insanların yaşamdan istedikleri şeylerin yapılmasını, mesela bir otomobil üretilmesini ancak mühendisler sağlıyor, mühendisler ve teknisyenler. Toplumda bu kadar önemli yerleri olan bir kesimin, bir topluluğu örgütü olan TMMOB’nin Türkiye’de bence çok büyük önemi vardır. Böyle bir anlayış 54’ten bu yana zaman zaman çeşitli sıkıntılar yaşansa bile, Türkiye’de, ülkenin kaderinin çizilmesinde TMMOB’nin de önemli katkıları var . Türkiye’deki siyasi partilerin programlarına bir bakın, bir sürü söz bizim çalışmalarımızdan alınmadır. Mesela doğal kaynaklara dayanan enerji üretimi hepsinin programında var; ama bunu ilk kez söyleyen TMMOB ve odalardır. Böyle bir örgütün varlığını sürdürmesi, mühendislerin temel görevidir; yani burada hiçbir zaaf göstermememiz lazım. Biz kendi toplumumuzu, bu topluluğun haklarını, mesleğin haklarını ülkenin kamu yararının korunmasını sağlayacak bir örgütü kendi çocuğumuz gibi korumalıyız. TMMOB mutlak surette gelecekte daha da gelişen bir örgüt olacaktır.

MUSTAFA ATMACA- Çok teşekkür ediyoruz.

—- & —-