EKONOMİ-POLİTİKA

10.Yılda Suriyeli Göçü_ Mustafa Kemal Erdemol_ Cumhuriyet Gazetesi, 30 Nisan 2021 Cuma

10.Yılda Suriyeli Göçü, 2 yazı

Sığınmacı yurdu Türkiye, Suriyeli mültecilerle 10 yılı geride bıraktı

Mustafa Kemal Erdemol

Cumhuriyet Gazetesi, 30 Nisan 2021 Cuma, 04:00

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siginmaci-yurdu-turkiye-suriyeli-multecilerle-10-yili-geride-birakti-1832206 

Batılıların “Arap Baharı” adını verdikleri süreçle başlayan gelişmelerin etkisini en kanlı biçimde gösterdiği ülkenin Suriye olduğuna kuşku yok. Yaklaşık on yıldır, kimi bilgilere göre, 60 ülkeden binlerce cihatçının savaştığı bir ülke Suriye. Çatışmaların başlangıcından bu yana ülke içindeki göçler de dahil olmak üzere on üç milyon Suriyeli yerinden edildi. Bu, çatışmalardan önceki nüfusun yüzde 60’ı demek. Bu göçler onyıllardır süren Filistin krizinden sonra sayı olarak Suriye’yi ikinci sıraya yükseltiyor. 2011’den bu yana yedi milyon Suriyeli ülkelerinden kaçıp aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 45 ülkeye sığındı. Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu, UNICEF’e göre 2011’den beri yaklaşık bir milyon Suriyeli çocuk, mülteci bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geliyor.

Hemen belirtelim, Türkiye uzun zamandır birçok ülkeden mülteci barındırıyor. Konuyla ilgili yapılan araştırmalara göre “Temmuz 2017 tarihi itibarıyla 3.2 milyon Suriyeliye ilaveten Türkiye’de 132 bin 300 Iraklı, 123 bin Afganistanlı, 32 bin İranlı, 3 bin 500 Somalili ve 8 bin 300 kişi de diğer ülkelerden olmak üzere en az 315 bin mülteci bulunmaktadır. Yani Nisan 2017’de Türkiye’deki toplam mülteci sayısı 3.5 milyonu aşmıştır. Bu sayı Türkiye’nin 80 milyonluk nüfusunun yüzde 4.5’ine denk gelmektedir.

Suriye’ye büyük emperyal çullanmanın doğrudan etkilediği ülkelerin başında elbette Türkiye geliyor. AKP iktidarının “durumdan vazife” çıkarıp bütünüyle dahil olduğu Suriye krizinin faturası, yerinden yurdundan edilmiş milyonlarca Suriyeli göçmenin ülkemize sığınmasına yol açtı. Dün, 29 Nisan 2011’de başlayan bu göç dalgasının yıldönümüydü. Bu tarihte “Hatay’ın Yayladağı ilçesinde, sınırdaki Harabjoz bölgesinde bulunan Güveççi köyündeki tel örgüleri yararak geçen 252 Suriyeli Türkiye’ye girdi.” (1)

TC İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM) verilerine göre 14 Eylül 2017 itibari ile Türkiye’de biyometrik kayıtları alınarak kendilerine Geçici Koruma Kimlik Belgesi (statüsü) verilen (3 milyon 181 bin 537) ve ön kayıt altına alınan (81 bin 777) Suriyeli mülteci sayısı 3 milyon 263 bin 514’e ulaşmıştır. (2)

MİSAFİR Mİ MÜLTECİ Mİ?

Gelişmeleri az çok bilen herkes 252 Suriyelinin ülkeye girişinin daha başlangıç olduğunun farkındaydı. Arkası kesilmedi sığınmacı dalgasının. Can güvenliklerinin olmayışı bu talihsiz insanları komşu ülkelere kaçmak zorunda bırakmıştı. Bu ülkeler arasında en çok Suriyeli sığınmacının olduğu ülke Türkiye’ydi. AKP iktidarının gelenlere yaklaşımı, daha onları tanımlarken sorun yaratır nitelikliydi. İktidar, gelenleri “misafir” olarak adlandırıyor, bunu sayıları milyonlara vardığında da söylemeye devam ediyordu. Uluslararası mülteci literatüründe “misafir” diye bir kavram yoktu oysa.

Kuşkusuz “din kardeşliği”, “kültür birliği”, “coğrafya ortaklığı” gibi nedenlerden ötürü gelenlerin “kardeş” olduğuna elbette itiraz edilemezdi ama siyasi olarak gelenleri “misafir” gördüğünüzde onlara tanınan mülteci haklarını tanımamış olur, uluslararası topluluktan resmi yardım talep edemezdiniz. Çünkü onlar sizin “misafiriniz”di, başkalarının değil. Sayı arttıkça bu kez Batılı devletlere mülteciler konusunda yardım edilmediğini söyleyerek yakınmalara başladı iktidar. Durum gittikçe çirkin bir hal aldı. Batı’yla mülteciler üzerinden pazarlıklar yapıldı. Başta Almanya olmak üzere AB ülkeleri mültecilerin Türkiye’de tutulması karşılığında paralar teklif etti. Türkiye AB ülkelerinden iki ödeme şeklinde 6 milyar talep etti, aldı da. Dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu, Brüksel’de 2016’da yapılan AB-Türkiye zirvesinde “Kayseri pazarlığı yaptık” diye nitelemekten çekinmedi yaşananları.

KORUMA ALTINDAKİLER

Bugünkü iktidarla ilgili olmayan bir durumu belirtmek gerek. Türkiye 1951’de aldığı bir kararla sadece Batı’dan gelenleri mülteci olarak kabul ediyor. Bu, İkinci Dünya Savaşı sonrası Batı’dan gelecek olanlar düşüncesiyle alınmış bir karar. Kimsenin aklına ülkenin doğusundan da mülteci geleceği gelmemiş. “Misafir” denmesinin bir nedeni de bu. Türkiye’deki yasal ve idari düzenlemeler Suriyelilerin “mülteci” olarak tanımlanmasına izin vermemektedir. Türk kamu kurumları ve siyasetçiler uluslararası hukukta karşılığı olabilecek ve Türkiye’ye yükümlülük getirecek ya da bu algıyı yaratacak “mülteci” gibi kavramlardan özellikle kaçınmış, genel kullanımda “sığınmacı” ya da daha çok “misafir” kavramı tercih edilmiştir. Ancak Türkiye’deki Suriyelilerin uluslararası hukuk bağlamında tanımlanması, BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin de önerisi ile 30 Mart 2012’de yayımlanan bir genelgeyle netleştirilmiş ve Suriyeliler resmen “geçici koruma statüsü altındaki yabancılar” olarak tanımlanmışlardır. (3)

Buna rağmen halen siyasilerin dilinde Suriyeli sığınmacılardan “misafir” olarak söz edildiğini duyuyoruz. Paralar alınsa da birtakım yardımlar koparılsa da Türkiye, sayıları son derece artmış “misafirleriyle” baş başa kaldı.

Ülkemizde halen mevcut Suriyeli sığınmacı sayısı 3.6 milyon. Çoğu kentlerde yaşıyor.  Kurulan kamplarda yaşayan sığınmacıların oranı sadece, yaklaşık olarak yüzde 8. İlk mültecilerin girişinden üç yıl sonra yani 2014 yılından bu yana Türkiye “geçici koruma” kapsamına giren Suriyeli mültecileri yasal olarak kabul ederek açık kapı politikasını halen sürdürüyor. Bu politika üç ilkeye dayanmakta:

  1. Sınırlarımız güvenlik arayanlara açıktır.
  2. Mültecileri iradeleri dışında evlerine geri göndermeyeceğiz.
  3. Savaştan kurtulanların temel insani ihtiyaçlarını karşılayacağız.

Bunlara insani olarak karşı çıkmak elbette doğru değil. Ancak iktidarın sığınmacı varlığını siyasi hesapları için kullandığı inancı bu “masum” ilkelere gölge düşürüyor. Çünkü mültecilere misafir gözüyle bakılıyorsa, 2011’den bu yana resmi olarak 56 bin, gayri resmi olarak çok çok daha fazla Suriyeliye vatandaşlık verilmesinin nedeni konusunda endişe duymakta haklılık var. Üstelik “açık kapı” politikası gereğince “geçici statüde” oldukları belirtilen sığınmacıların bir kısmının neden vatandaş yapıldığına açıklık getirilmeli. Şu açık: Hiçbir sığınmacı istekleri dışında “zorla” gönderilemez. Kim olursa olsun, ülkemizde yaşamak zorunda kalanların emek-üretim sürecinde yer edinmesi sağlanmalıdır. Bunda sayısız yarar var. Batılı ülkeler, vatandaşlık vermeden de bu sürece mültecileri dahil edebiliyor. Çözümlerden biri sığınmacıların emek-üretim sürecinde yer almalarını sağlamaktır.

Ancak toplumumuzun büyük bir bölümü bunun bir çözüm olduğunu düşünmüyor. Kültürel dokuya nüfuz edemediklerini söyleyip karşı çıkanlar olduğu gibi, tam tersine kültürel dokuya nüfuz ettikleri için karşı çıkanlar da var. İçinden çıkılmaz devasa bir sorun bu.

SIRADAN VATANDAŞ ÖFKESİ 

Bazı tahminlere göre Türkiye’de çalışma çağındaki Suriyeli sığınmacıların oranı yüzde 17’yi aşıyor. Onların da içinde bulunduğu tüm Suriyeli sığınmacılar arasındaki işsizlik oranı yüzde 50’yi geçmiş durumda. Bu manzaraya toplumumuzda yaygın olan Suriyeli sığınmacılarım maddi yardım aldıkları, üniversitelere sınavsız girdikleri, dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından daha fazla ekonomik ayrıcalıklar elde ettiği inancını da ekleyin, ortaya endişe verici başka bir görüntü çıktığını göreceksiniz. Yani, “Sıradan Vatandaş öfkesi”ni.

Zaman zaman rastlanmıştı ama sığınmacılara yönelik en büyük kitlesel öfke 2019 Temmuz ayında İstanbul’da patlak verdi. İkitelli semtinde Suriyeli bir gencin bir Türk kızını taciz ettiği gerekçesiyle kalabalık gruplar dövdükleri Suriyelilere ait işyerlerine saldırdı, araçlarını tahrip etti. Daha sonrasında küçük çaplı da olsa benzeri olaylarla karşılaştık tabii. Bu, kamuoyunda var olan öfke patlamasının sadece bir örneği.

Ülkelerinin içinde bulunduğu durumdan kaçıp gelen Suriyeli mültecilerin Türkiye’nin emek-üretim sürecinde yer almayışlarının ekonomiye bindirdiği bir yük var. Gelenlerin çoğunun bu süreçte yer alabilecek vasıflara sahip olmadığı da biliniyor. Dolayısıyla istihdam edilmeleri kolay da olmuyor. Milyonlarca Suriyeli mülteci içerisinde ülkemizin hem emek-üretim sürecinde hem de akademik dünyasında yer alabilecek olanlar da var ama. Doç. Dr. Murat Erdoğan, Doç. Dr. Armağan Erdoğan ile Yrd. Doç. Dr. Başak Yavcan’nın Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi-(HUGO) ile İltica ve Göç Araştırmaları Merkezi-(İGAM) işbirliği çerçevesinde 2017’de sekiz ay boyunca yaptıkları araştırmaya göz atmalı. “Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Akademisyen ve Üniversite Öğrencilerinin Durumu, Sorunları ve Beklentileri Araştırması” adını taşıyan saha çalışmasında ilginç veriler yer alıyor.

HEPSİ NİTELİKSİZ Mİ?

Araştırmaya göre Nisan 2011’den bu yana Türkiye’ye gelen 3 milyon 188 bin 909 Suriyeli mülteci içinde çok sayıda üniversite öğretim elemanı ve öğrencisi bulunmakta. Türkiye’de 500 ile 700 arasında, Suriye’de daha önce üniversitelerde görev almış Suriyeli akademisyen bulunmakta. Bunların 392’si Türkiye’nin farklı üniversitelerinde görev yapıyor. Çok önemli bölümü “ilahiyat” ya da benzeri alanlarda çalışıyor. Aralarında 13 profesör, 15 doçent ve 115 yardımcı doçent bulunuyor. 251 Suriyeli akademisyenin ise doktora unvanı bulunmamakta, bunlar uzman, okutman, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi vb. olarak istihdam edilmekte. Yaklaşık 200-300 akademisyen ise halen Türkiye’de ya çalışmıyor ya da kendi meslekleri dışında görev yapıyor. 2014-2015 yılları arasında çok önemli sayıda (bu sayı 3-4 bin olarak ifade edilmektedir) Suriyeli akademisyenin Türkiye’den başka ülkelere gittiği anlaşılmaktadır.

Araştırmacıların şu vurgusu hayli dikkat çekici: “Akademisyenler evrensel olarak dünyanın en büyük yatırımı yapılan ve her topluma katkı verme potansiyelinde olan aydın insanlardır. Aynı zamanda oldukça kırılgan oldukları da unutulmamalıdır. Maruz kaldıkları zorunlu göç ve yaşadıkları pek çok dramın ardından, şimdi istedikleri çalışma koşullarının sağlanması hem bir insanlık görevi, hem onların kendilerini geliştirme imkânı hem de Türkiye için, ortak gelecek için büyük bir kazanç olacaktır. Türkiye’yi terk eden her bir akademisyen, sadece bilim insanı olarak değil, uyum politikalarının rol modelleri ve köprüleri olarak da yeri kolay doldurulmayacaktır”. (4)

YÖK’ün verdiği bilgilere göre Başbakanlık Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı tarafından araştırmanın yapıldığı güne kadar 4001 Suriyeli öğrenciye burs verilmiş. Bu bursların hangi statüdeki Suriyelilere (geçici koruma ya da ikamet ile Türkiye’de bulunanlar) verildiği ve hangi süreler için verildiği bilinmiyor. Toplam öğrenci sayısı dikkate alındığında Suriyeli yükseköğretim öğrencilerinin yüzde 20-25’i burs alabiliyor. Burslar sadece öğretimin devam ettiği aylarda ödenmektedir.

Suriyeli mülteciler arasında sağlıkçılar da var. Türkiye’de çalışmak için 457’si pratisyen, 1473 Suriyeli hekim, 822 ebe/hemşire başvuru yapmış. 1095 hekim ile 588 ebe/hemşireye teorik eğitim verilmiş.

– SÜRECEK –

(1) Mustafa Balbay, Suriye Türkiye’ye girdi- GÖÇ DALGASI, Cumhuriyet Kitapları, 2. Baskı, syf:13

(2) Doç.Dr. M. Murat Erdoğan, Doç.Dr. Armağan Erdoğan, Yrd. Doç.Dr. Başak Yavcan – “Elite Dialogue: Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Akademisyen ve Üniversite Öğrencilerinin Durumu, Sorunları ve Beklentileri Araştırması-2017”

(3) M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi –Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, syf:13.

(4) Doç.Dr. M. Murat Erdoğan, Doç.Dr. Armağan Erdoğan, Yrd. Doç.Dr. Başak Yavcan – “Elite Dialogue: Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Akademisyen ve Üniversite Öğrencilerinin Durumu, Sorunları ve Beklentileri Araştırması-2017”

10.Yılda Suriyeli Göçü-2

Mağdur mu yük mü?

Mustafa Kemal Erdemol

Cumhuriyet Gazetesi, 01 Mayıs 2021 Cumartesi

https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/magdur-mu-yuk-mu-1832516

Washington Yakın doğu Politikaları Enstitüsü’nün Soner Çağaptay ve Maya Yalkın tarafından 2018’de kaleme alınan “Türkiye’deki Suriyeli Mülteciler” başlıklı analizde ülkemize 2011-2017 arasında gerçekleşen Suriyeli mülteci akınının “1923 ile 1924 arasında Yunanistan’la yapılan nüfus mübadelesinden bu yana yaşanan en önemli demografik değişim” olduğu vurgulanıyor. (1)

Demografik yapıyı etkileyecek kadar yığılmanın olduğu kent ise İstanbul. Dünyada Suriye dışında en çok Suriyelinin bulunduğu kentin İstanbul olduğu belirtiliyor. İstanbul’da geçici ikametine izin verilmediği halde bu şehirde kalanların sayısı konusunda kesin bir rakam yok. 2019 yılı yazının genel tahmini 700 bin. İstanbul Valiliği’nin verdiği rakam 549 bin. Yani Türkiye’deki Suriyelilerin yüzde 20’si İstanbul’da bulunuyor. İstanbul’da nüfusunun 30 binden fazlası Suriyeli olan ilçeleri Küçükçekmece, Bağcılar, Sultanbeyli, Fatih, Esenyurt. Nüfusunun 20-30 bini Suriyeli olan ilçeleri de Başakşehir, Esenler, Sultangazi, Avcılar. Nüfusunun 10-20 bini Suriyeli olan ilçeleri ise Arnavutköy, Bahçelievler, Gaziosmanpaşa, Şişli, Ümraniye, Kâğıthane, Güngören, Sancaktepe, Beyoğlu, Bayrampaşa ve Eyüp.

Bunun kültürel olarak etkileri elbette var. Sığınmacıların her yerde değilse de yoğun yaşadığı yerleşim alanlarında hâkim yaşam tarzı yer değiştiriyor. Gelenlerin tutumları, alışkanlıkları baskın davranış biçimine dönüşüyor. Göç almış her ülkenin karşılaştığı bir durum bu. Buna itirazların tonu zaman zaman ırkçılığa varan boyutlara ulaşıyor maalesef. Sığınmacıların varlığının, ucuz iş gücü olmalarından ötürü, kendi pazarlık güçlerini düşüreceğine inanan çalışanlar ile işe alımlarda kendilerinin yerine Suriyelilerin tercih edileceğini düşünen işsiz tepkisini hem de “dolaysız” olarak dile getiriyor. Bunu zaman zaman hoş olmayan biçimde yapan kesimlerin varlığından haberdarız.

10 BİNDEN FAZLA FİRMA

Oysa sanılanın aksine çalışma yaşamında Türk kamuoyunun sandığı gibi Suriyelilerin Türklerin işini aldıkları yok. Bunun nedeni Suriyelilerin toplumumuz bireylerinin yapmadıkları işleri yapmaları, çok çok düşük ücretle çalışmaları. Ancak Temmuz 2017’de, Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Enstitüsü’nün bir araştırmasında işgücü piyasasında Suriyeli işçilerin ucuz işgücü olmaları “düşük beceri gerektiren işler için yoğun rekabete” neden olduğu vurgulanıyor. İş bulmayı başaran Suriyeli sığınmacılar genellikle asgari ücretten daha az kazanıyor. Uygun olmayan koşullarda daha uzun süre çalışıyorlar. Sosyal sigorta primleri de ödenmediği için işverenin tercih ettiği emek gücünü oluşturuyor.

Suriyeli sığınmacılar 15 Ocak 2016’dan beri çalışma hakkına sahipler Türkiye’de. Ancak çalışabilmeleri için “işyerinin başvurusu” ile “en az asgari ücret ödenmesi” şartının varlığı yüzünden çalıştırılmamakta. Bu nedenle çok sayıda Suriyeli kayıt dışı olarak emek sürecinde yer alıyor. Türkiye’de Kasım 2017 itibarıyla çalışan Suriyeli sayısının 800 bin ile 1 milyon arasında olduğu belirtiliyor. Her ailede birden fazla kişinin de çalıştığı düşünülürse bu sayı daha da fazlalaşıyor. Bunun Türkiye ekonomisine verdiği ciddi zararlar var. Toplumumuzun en çok tepki gösterdiği konu Suriyelilerin kendi işlerini kurmaları. Onların girişimciliğinin rekabeti bozduğuna inanıp, haksız kazanç elde ettiklerini savunuyor böyle düşünenler. (2)

Şu bir gerçek: Yoksulun kaderi değişmiyor. Paralı Suriyelilerin kültürel birtakım önyargının hedefi olmakla beraber yaşamları yoksul Suriyeli sığınmacıdan daha kolay sayılır. 2018 yılının ilk altı ayında çoğu İstanbul’da 700’den fazla şirket kuruldu Suriyeliler tarafından. Ardından Suriye’ye yakınlığı nedeniyle Gaziantep’te çok sayıda şirket kurulduğunu gördük. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Merkezi’nin 2018 sonunda hazırladığı bir raporda; Suriyeliler 2011’den bu yana 10 binden fazla firma kurmuşlar. Bu, günde ortalama 4 şirket demek.

MALİYET DAHA FAZLA

Suriyeli sığınmacılar için harcanan paranın ne olduğu konusunda söylenti çok. Ülkemizdeki ekonomik krizin nedeninin sığınmacılar olduğunu ileri sürenler bile var. Söylentilerin çeşitliliğinin nedeni hükümetin bu konuda şeffaf, açık bir tutum almaması. Ülke hazinesine sığınmacı maliyetinin ne olduğunu 2017’ye kadar resmi olarak duyabilmiş değildik. Ta ki Recep Tayyip Erdoğan’ın 19 Eylül 2017’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmaya kadar. Erdoğan, Nisan 2011- Eylül 2017 arasında harcanan paranın 30 milyar dolar olduğunu söyleyecekti.

Ancak kimi araştırmalar rakamın daha da fazla olduğunu ortaya koydu. “Örneğin Almanya’ya günde 41 Avro’ya mal olan mültecinin Türkiye’ye günlük sadece 10 Avro’ya mal olduğundan hareketle bir hesap yapılırsa, 2011’den bu yana Türkiye’nin Suriyeliler için en az 50 milyar Avro harcadığı ortaya çıkmaktadır”. (3)

TÜRKİYE: GEÇİŞ NOKTASI

On yılı aşkın bir süredir sayılarında azalma görülmemesine bakarak, Suriyelilerin tümünün kalıcı olduğu düşünülebilir mi? Öncelikle belirtelim, yeni sığınmacı girişi azalmasına rağmen sayının her geçen gün artmasının nedeni dünyaya gelen bebek sayısının çokluğu. Türkiye’de doğan Suriyeli bebek sayısı, AFAD’ın verilerine göre 224.750’dir. Aynı verilere göre sadece 2016 içinde Türkiye’de 82.850 Suriyeli bebek doğmuştur. Bu da 2016’da ve 2017’de günde ortalama 227 Suriyeli bebeğin Türkiye’de doğduğu anlamına gelmektedir. (4)

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin dünyadaki Suriyeli mültecilerin durumuna ilişkin son istatistiklerinde şu bilgiler var: Suriyeli mültecilerin yüzde 75,2’si bir gün ülkelerine dönmeyi umuyor. Yüzde 69.3’ü dönme niyetinde değil. Ama kendilerine bir gelecek göremedikleri için Türkiye’de kalmayanlar da var. Yine BM verilerine göre Türkiye’den yaklaşık 700 bin mülteci Avrupa’ya gitmiş durumda.

Yapılan bir araştırmada ankete katılan Suriyeli sığınmacıların en çok gitmek istedikleri ülkenin yüzde 26 oranında Almanya olduğunu, onu yüzde 16 ile Kanada’nın, yüzde 10 ile de İsveç’in izlediğini ortaya koydu. (5)

Görüş belirten Suriyeli sığınmacıların İslam ülkelerine ilgisizliği de dikkat çekicidir. Söz konusu araştırmaya göre İslam ülkeleri içinde en yüksek düzeyde talep edilen ülke olan Suudi Arabistan için bile oran yüzde 3,4’te kalmıştır, yani bir diğer deyişle Batılı ülkelerin hayli gerisinde 7. sırada tercih edilmektedir. 8. -9. sıraları da Dubai ile Katar yüzde 1.6’lık oranlarla almaktadır.

ÖNCE İHMAL SONRA KAYIT

Bu arada ilginç bir bilgi var, ekleyelim: Arap gazeteci Muhammed Baroudi’ye göre hükümet, ilk olarak Ocak 2015’te kanunla belirlenen üç aylık süreyi aşan birçok Suriyelinin Türkiye’yi terk edip geri dönen sığınmacılara göz yummuş. Oysa sığınılan ülkeden tekrar gelinen ülkeye dönmek sığınmacı statüsünü ortadan kaldırır. Ancak Türkiye buna aldırmamış.

Göçün ikinci yılı dolmak üzereyken 11 Nisan 2013’te İçişleri Bakanlığı bünyesinde yeni bir birim oluşturuldu: Göç İdaresi Genel Müdürlüğü (GİGM). Bu yeni kurum işe istatistikle başladı. İlk girişin yapıldığı tarihten bu yana hiçbir sığınmacının tam kimliği kayda geçirilmiş değildi. İki yıl sonra bu kayıtların tutulması akıl edilebilmişti. Bu girişim Şam yönetimince şu sözlerle yorumlandı: “Türkiye topraklarında tuttuğu Suriyelileri kendi politikasının bir parçası olarak kullanacak”. (6)

ONLARI NASIL GÖRÜYORUZ?

Suriyeli sığınmacıların nasıl tanımlanmaları gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşayan sadece resmi kurumlar değil, vatandaşlar da sığınmacılara nasıl bakmaları gerektiği konusunda farklı tanımlara, sıfatlandırmalara sahip. Büyük bir kesim için ciddi bir kızgınlık gerekçesi, bazıları için “din kardeşi”, hatırı sayılır bir kesim için ise “bize, uzak, yabancı” olarak değerlendiriliyor Suriyeli sığınmacılar. Ama ezici bir çoğunluk gözünde, yaratacağı var sayılan tüm sorunlara rağmen “zulümden kaçan insanlar”.

Yapılan bir araştırmada çarpıcı sonuçlara ulaşıldı. Suriyelileri nasıl tanımladıkları sorusuna Türklerin yüzde 57.8’i “zulümden/savaştan kaçan mağdurlar” yanıtını veriyor. Yüzde 43’ü “bize yük olan insanlar” derken yüzde 39’u “ileride çok sorun yaratacak insanlar” olarak değerlendiriyor. Az sayılmayacak bir oran olan yüzde 24’lük bir kesim ise Suriyelileri “dilenciler/yardımla yaşayanlar” olarak görüyor. “Din kardeşlerimiz” ya da “misafirlerimiz” diyenlerin oranı ise yüzde 20.

Araştırmada çarpıcı olan bir sonuç da şu: Suriyelilerin “iş gücü sömürülen insanlar” olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 14.3 düzeyinde. Araştırmanın bir diğer sonucu da önceden edinilmiş bir önyargıyı yeniden dikkate getiriyor; ankete yanıt verenlerin yüzde 44,5’i, Suriyeli sığınmacıların “pis/pasaklı” olduğunu düşünüyor. (7)

ONLAR BİZİ NASIL GÖRÜYOR?

Toplumumuzun büyük bir çoğunluğunun hakkında pek de olumlu duygular beslemediği Suriyeli sığınmacıların Türklere bakışı ise hayli farklı. Aynı araştırmada görüşleri sorulan sığınmacıların yüzde 50,6’sı Türklerin Suriyelileri sevmediği değerlendirmesine katılmıyor. Suriyelilerin Türkiye’de dışlanmadıklarına inananların oranı da yüzde 42,9. Türklerin kendilerini sömürdüğüne inananların oranı yüzde 36,1 iken, ülkemizde mutlu olmadıklarını söyleyenlerin oranı da yüzde 31,5’i buluyor. (8)

Kamuoyu, iktidarın yanlış Suriye politikasının sonuçlarının olumsuzluğunu sokakta Suriyeli sığınmacılarla karşılaştığında anladı. Ülkenin içinde bulunduğu birçok sorunun kaynağı gibi gördüğü Suriyelilere tepkisi son zamanlarda “mülteci karşıtlığına” dönüştü. Zaman zaman aşırı olan bu tepkilere rağmen ne mutlu ki, ciddi bir karşıtlık yok toplumda.

Ancak varlıkları büyük bir kesim tarafından sorun olarak görülmeye devam eden Suriyeli sığınmacı konusunda ne yapılabilir? Ülkeye olan maliyetlerinin azaltılmasının bir yolu onları emek-üretim süreci içinde değerlendirmek. Suriye ile anlaşmanın yolunu bulup, ülkelerine güvenle geri dönmelerini sağlamak. Bunlar yapılmadığı, özellikle sığınmacıları Suriye karşıtı resmi politikada kullanılacak bir araç olarak görmeye devam edildiği sürece sosyal anlamda ciddi sorunlarla karşılaşmamız pek mümkün.

– BİTTİ –

(1) https://www.washingtoninstitute.org/ar/policy-analysis/allajywn-alswrywn-fy-trkya

(2) M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi –Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, syf: 35

(3) M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi –Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, syf: 162

(4) Doç.Dr. M. Murat Erdoğan, Doç.Dr. Armağan Erdoğan, Yrd. Doç.Dr. Başak Yavcan – “Elite Dialogue: Türkiye’deki Suriyeli Mülteci Akademisyen ve Üniversite Öğrencilerinin Durumu, Sorunları ve Beklentileri Araştırması-2017

(5) M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi –Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, syf:145

(6) Mustafa Balbay- Suriye Türkiye’ye Girdi – Göç Dalgası, Cumhuriyet Kitapları, Syf: 19, İst. 2. Baskı, 2020

(7) M. Murat Erdoğan – Suriyeliler Barometresi –Suriyelilerle Uyum İçinde Yaşamın Çerçevesi, İstanbul Bilgi Üni. Yayınları, syf:54,55,57.

(8) Agy.

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir